Yeni Üyelik - Şifremi Unuttum
Arama    
Gerçek mü`minler şu kimselerdir ki; Allah hatırlatıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine O`nun ayetleri okunduğu zaman imanları güçlenir ve daima Rablerine güvenirler. Onlar namazı hakkını vererek kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan cömertçe sarf ederler. Enfal 2-3
* İstanbul Zirvesi bir meydan okumadır… İki lider Kudüs’ü sattı: Yeni bir cephe şarttır! * "Doğu Kudüs Filistin’in başkentidir" kararı ne anlama geliyor? * Kudüs'ten sonraki hedefleri Mekke ve Medine (Video) * Allah bizden bir şey yapmamızı istiyor. (Video) * Okumadan olmaz * Kur’an’ın Anlaşılmasında Temel Sorunlar (I) * Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi Kimdir? * İslamî değerlere ve müesseselere saldırı * Filistin'de şoke eden manzara! Fotoğrafa dikkat * Filistin'in başkenti: Doğu Kudüs

SON DAKİKA

ANA SAYFA

SİTENİZE EKLEYİN

RADYO DİNLE

Linkler

GENÇ BİRİKİM DERGİSİ

HAKSÖZ DERGİSİ

UMRAN DERGİSİ

VUSLAT DERGİSİ

İKTİBAS

YORUM DERGİSİ

İSLAMİ YORUM

AHMET VAROL

ANALİZ MERKEZİ

ANSAR DE

AYETLER COM

DENİZ FENERİ

DÜNYA BÜLTENİ

Enfal de

FİLİSTİN ENFORMASYON MERKEZİ

HABER VAKTİ

HAYRETTİN KARAMAN

KUDUS YOLU

M.ENGİN NOYAN

MAZLUMDER

MUSTAFA İSLAMOĞLU

Süleymaniye Vakfı

TEFSİR DERSLERİ

TEVHİD HABER

TEVHİDE DOĞRU

TİME TÜRK

İ H H

YARDIMELİ DERNEĞİ

İKRA İSLAM

İLKAV

İSRA HABER

Özçgün Duruş

ÖZGÜR DER

GIDA AMBARI

SAAT KAÇ

T.C. Kimlik Numarası

STAR

YENİ AKİT

YENİ ŞAFAK

ADANA BARIŞ RADYO

ADANA RADYO HAYAT

AKSARAY KENT FM

ANKARA DENGE RADYO

ANKARA HEDEF RADYO

ANKARA RADYO VAKİT

ANTALYA DİLARA FM

BATMAN GENÇLİK FM

BURSA ÇINAR RADYO

BURSA RAHMET FM

ÇORUM ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR NUR RADYO

ERZİNCAN GÖKSU FM

ISPARTA DİLARA FM

KARAMAN GSRT FM

KAYSERİ ART FM

KAYSERİ ARİFAN RADYO

KAYSERİ FURKAN RADYO

KAYSERİ RADYO AS

KAYSERİ ŞAFAK RADYO

KIRIKKALE ANADOLU FM

KIRŞEHİR GENÇLİĞİN SESİ FM

KOCAELİ ANADOLU RADYO

KOCAELİ MESAJ FM

KONYA GENÇLİK FM

KONYA RADYO EN

KONYA RİBAT FM

KONYA İSRA FM

MALATYA SELAM RADYO

MARDİN CEMRE RADYO

MUŞ RADYO 1071

NİĞDE UMUT FM

SAKARYA HİLAL FM

SİVAS RADYO GÜNEŞ

SİVAS RADYO HİLAL

URFA RADYO MEDYA

URFA RADYO MEGA

İÇEL ÇAĞRI FM

İÇEL İSTİKLAL RADYO

İRİP RADYO

İSTANBUL MARMARA FM

İSTANBUL MORAL FM

İSTANBUL RADYO MEKTUP

İSTANBUL ÖZEL FM

İZMİR RADYO BAŞAK

24 HABER TV

ÇAĞRI TV

HİLAL TV

KANAL A

TGRT HABER

TV NET

ÜLKE TV

Namaz Vakitleri

8 Kasım 2010 dan beri

Bugün 135668
Toplam 404878532
En Fazla 606285
Ortalama 154239
Üye Sayısı 127
Bugün Üye Olan 0

Çokluk, Çoğunluk, Çoğulculuk

Teslim olmadan yapamadığı görülen insanın, teslim olmaması değil, kime ve neye teslim olacağı ile ilgili tercihleri söz konusudur. “İnsan kendi hevâsına mı, başkalarının (çoğunluğun) hevâsına mı, yoksa Allah’a mı teslim olmalıdır?” sorusuna verilecek isabetli cevab insanın önünü açacaktır. Açılan ufuk,
2017-12-15 - 14:58

ÇOKLUK, ÇOĞUNLUK, ÇOĞULCULUK

 

Ercümend Özkan/ Laiklik-Demokrasi ve İslam/116

Bir olandan fazlası, birden fazla ve hatta en az üç olan ve fazlası için kullanılan “çokluk” deyimi toplumsal yaşamda da kullanılmaktadır. Mevcudun yarısından çoğu, yarısından bir fazlası dahi çokluk anlamında kullanılmaktadır. Bu noktada çokluk için “çoğunluk” deyiminin de kullanıldığını biliyoruz.

Siyasi literatürde çokluk veya çoğunluk hemen ikiyüz yıldan beri çok kullanılır olmuş, dünyada demokrasinin yayılması parelelinde yayılmıştır. Halkın, halk için, halk tarafından yönetimi diye basitçe ifade edilen demokrasi söz konusu olduğunda çokluk, çoğunluk ve giderek de çoğulculuk söz konusu olmuştur. Halk, birçok fertten meydana gelen ve birlikte yaşayan bir kitle olduğuna göre bu halkın, yine kendisi için, kendisi tarafından yönetimi söz konusu olduğunda kaçınılmaz olarak çokluk veya çoğunluk da söz konusu olmaktadır. Zira bu yönetim ister istemez, halkın çoğunluğunun evet’leyeceği düşünceleri, evet’leyeceği kişiler eliyle uygulamasına “evet” demesi olduğuna göre, çoğunluksuz demokrasi düşünülemez. Her ne kadar zaman içinde azınlıkta kalanların, çoğunluğun ezici baskısı altında kalmasına bir tedbir olarak getirilen ve azınlıklara da kendilerini temsil imkânı getirmeye yönelik olarak çoğulculuk anlayışı demokrasilere girmişse de, bunun geçmişi pek yakındır.

İster çoğunluk, ister çoğulculuk söz konusu olsun, temelde bir toplumun çoğunluğunun tümüne hükmetmesi anlamına gelen bir yönetim, yani “demokrasi” söz konusudur. İstenildiği kadar azınlıkta kalanların da kendilerini temsil imkânı bulunduğundan bahsedilsin, yine yönetim esas itibariyle çoğunluğun tesbit ettiği doğrular ve eğriler üzerine kurulu bir düzendir demokrasiler.

Çoğunluk, demokrasilerin varlık sebebidir. Varlık nedeninden mahrum kalması halinde demokrasilerden bahsedebilmek mümkün olmamaktadır. Hatta gelişen olaylar karşısında çoğunluğun diktatöryası olarak nitelenen demokrasilere, çoğulculuk getirilerek makyajı tazelenmiş ve biraz daha güzel görünmesi sağlanmak istenmiştir.

Her ne yapılırsa yapılsın, çoğunluğun söz konusu bulunduğu yönetim biçimlerinde çoğunluk, her zaman esas unsur olarak kalmıştır. Azınlıkta kalanlara da hayat hakkı verilmeye çalışılsa dahi bu, çoğunluğun varlığına halel getirici bir tavır olmayıp, bilakis çoğunluğa ömür uzatması için yapılan bir siyasi operasyondur.

Doğruları ve eğrileri insanların kendilerinin belirlemesinin su yüzüne çıkardığı çoğunluk kavramı, bu temel üzerinde bir anlam ifade edegelmiştir.

Fransız ihtilâli ile dünyaya yayılmaya başlayan demokrasi, beraberinde ayrılmaz unsuru olan çoğunluğu da taşımıştır. Osmanlı Devleti’nin temsil ettiği İslâmî yaşam biçimi de, kendine güvenini yitiren müslümanların eliyle hayatın dışına itilince, ortalık tamamiyle rakipsiz olarak Batı’nın yeni yaşam biçimi olan demokrasilere kalmıştı. Marksizm’in eşyanın doğasına tamamiyle ters açıklamalarının yanında ödünç alınmış bir kavram olarak demokrasiden de bahsetmesi pek ciddiye alınmadı. Alınamazdı da. Zira toplumu ayrılmaz bir bütün(kitle) kabul eden Marksizm, bu ayrılmazlığın yanında nasıl olur da ayrı ayrı düşünülen ve bir yanı çoğunluğu diğer yanı azınlığı teşkil ve temsil eden en az iki parçanın varlığını kabul edebilirdi. Mevcudiyetini sürdürürken buna asla izin vermeyen Marksizm, yine de bu bölünmüşlüğe dayanan demokrasiden bahsettiği içindir ki ciddiye alınmamıştı demokrasi konusundaki iddiasında.

Eğrileri ve doğruları tesbitte insanı baz kabul eden; insan aklını, deneyim ve yaşamından çıkardığı sonuçları azîz bilme esasına dayanan demokrasi, Batı’da ortaçağın karanlık Kilise yönetimine bir reaksiyon olarak şekillendi ve ortaya çıktı. Kökleri her ne kadar paganist Yunan toplumunda bulunmuş idiyse de, biçimlenip şekillenmesi, boy bos atması ortaçağ Avrupasının uzun asırlar süren Kral-Kilise uygulamalarına tepki olarak doğmuştur. İktidârı tanrı adına elinde bulunduran Kilise, yeni tanrının kendilerine doğumlarından başlayarak verdiği krallık haklarını da krallara bırakıyorlardı(Tanrı’nın hakkı Tanrı’ya, Sezar’ın hakkı Sezar’a). İktidarda söz sahibi olabilmek, ya Kilise mensubu bulunmaya ya da filan kraliyet sülâlesinden gelmeye bağlı bulunduğundan, iktidar arzulayanların ya da iktidarda söz sahibi bulunmak isteyenlerin böylesi bir düzende asla şansları yoktu. Burjuvazi, aristokrasinin elinde bulundurduklarını istiyor, buna sahib olabilmek için yapılması gereken her şeyi yapmayı göze alıyordu. Lâkin, düzen sürdüğü sürece asla ulaşılamayacak bir konuma özeniyor ve konumlarında değişiklik istiyorlardı. Bu ise mümkün değildi öylesi bir düzende.

Şimdi bile Avrupa’nın birçok ülkesinde, tanrının kendilerine verdiği Krallık hakkını kullanmaya devam eden Kraliyet aileleri bulunmaktadır; İngiltere, İsveç, Hollanda, Belçika, Danimarka gibi devletler ve bazı minik krallıklar sembolik devletler gibi varlıklarını sürdürüyorlar. Fakat bu krallıklar, ortaçağ Avrupasının krallıkları olmaktan çoktan çıkmış krallıklardır. Nasıl ki ortaçağda Avrupa’da, her şeyin tanrının yönetimine verildiği inancına rağmen gerçekte ise tanrı kerevetine çıkarılmış, baş köşeye oturtulmuş ve elinden alınan bütün yetkileri Kilise’ye ve Kilise’nin vesayetinde Krallara verilmiş idiyse; şimdiki Krallar da, ortaçağın kendilerine sağladığı ve Kilise eliyle edindiği yetkilerini yeni tanrıya, demokrasi kelimesi ile ifade edilen yeni tanrıya bırakmış, köşelerine çekilmiş, harcamaları için kendilerine biraz bütçe ayrılmış ve kullarını geriden seyreden bir tanrı gibi olmuşlardır. Fransız ihtilâlinin ortaya çıkardığı yeni tanrı, ortaçağın Kilise mensupları elinde oyuncak olan tanrı yerine, artık kalabalıklarla ifade edilen tanrıdır. Bu kalabalıklar tanrısı artık bütün yetkilerini kendileri kullanan, temsilcilerini parlamentoya göndererek orada kendilerini temsil ettiren muhalif ve muvafakatı ile bütün çoğunluğu, çoğulculukla da besleyerek hayata hakim olan tanrıdır. Ki kendisinden başka tanrı tanımamaktadır. Artık hakimiyet bu tanrınındır. Hem de kayıtsız-şartsız bu tanrının.

Zaten hiçbir zaman gerçekten tek tanrıya teslim olmamış, O’na teslim olmayı görmemiş Batı insanı, ortaçağda tanrının sandığı hakimiyeti Kilise adamlarının kullandığını ancak nice sonraları görebilmiş, öğrenebilmiştir. Tevhid dinini hiç tanımamış bu insanlar, elbette ki Tevhid’in tanrısını da öğrenememiş, bilememişlerdir. Kilise’nin tanrı adına kendilerini asırlardır aldattığını görenler gerçekte tanrının değil, tanrı adına kullandığını söyleyen ruhban sınıfının elinden hakimiyetlerini almışlar ve kendi üzerlerine geçirmişlerdir. Demokrasi teorisyenlerinin bütün açıklamaları bu hakimiyet aktarımının ifadelerinden ibarettir. J.J. Rousseau’ları, Montesqieu’ları ve diğerleriyle, yeni zamanların çoğulcu demokrasi teorisyenlerinin tümünün izahları, bu hakimiyeti insanın üzerine geçirme ameliyelerinin açıklanmaya çalışılmasından başka bir şey değildir.

Çokluk veya çoğunluk veya çoğulculuk denildiğinde, temelinde yatan bireyden yani bir tek insandan bahsedildiği bilinmelidir. Bir’inde doğruları veya eğrileri tesbit yetkisi bulunmayanların, çoğunluğunun nasıl bu yetkiye sahib olabildikleri hâlâ açıklanamamıştır. Yol göstereni bulunmayan insanın şaşkınlık içinde kaldığını, bilmediklerinin öğretilmemesi halinde bir şey bilmez halde kaldığını her ne hikmetse düşünemeyen insan bir mürebbiyeye hep ihtiyaç duymuştur. Bütün mes’ele bu mürebbiyenin(terbiyecinin) kim olması gerektiği hususudur. İşte insan bu noktada hep yanılmış, bir türlü gerçek terbiyecisini bulamamış insana acıyan Yaratıcı’sı, merhameti ile ona sürekli olarak terbiye esaslarını bildiren elçileriyle yol göstermiştir. Çoğunun, çoğunluğun bu yolu kabul etmemesine, hevâsına uymasına rağmen yaratıcı Allah tekrar elçiler göndermiş ve kullarına gerçekten mağfiret ediciliği göstermiştir. Kur’an, bu yol göstericiliğin en son eseri olarak elimizde, önümüzdedir.

Hemen her âyetinde, hevâsına tâbî olan insanın nasıl azgınlaştığını, kendi dengesini nasıl bozduğunu, sağlıklı bir ruh yapısına sahib olamadığını açıklayan terbiyecimiz Allah, kendini bozanın çevresini de bozduğundan defaatla söz etmekte, yeryüzünü ifsadından bahsetmektedir. Yeryüzü bir çevredir ki insanın çevresidir. İnsan bu çevre ile vardır. İnsan kendi doğasını ancak bu doğanın sahibince bildirilen esaslara uyarak koruyabilir. Korunamamış doğa, ister insan doğası olsun ister insanın içinde yaşadığı ortam olsun, insan için sağlıksız bir ortam olarak kişiliğini koruyamamanın, giderek kokmanın, kokuşmanın ortamı olacaktır. Öyle de olmuştur, görüyor ve yaşıyoruz. Yaşayarak görüyoruz bu gerçeği.

Analarının karnından bir şey bilmez halde çıkarılan insanların, çıkışlarını takiben bir süre sonra “külli şeyin kâdir” bir varlık haline dönüşmesi mümkün olmazken, insanın temel yanılgısı böyle olabildiğini sanmasıdır. Bu sanıdır ki insanı azdırmakta, azgınlığı giderek kendinden çevresine, çevresinden kendine yönelmiş bozuculuğa, bozgunculuğa çevirmekte ve yaşadığı dünyayı, içinde kendisi de bulunduğu halde berbâd etmektedir.

İnsanların çoğunun bilmediğini, şükretmediğini, akletmediğini, akıllarını kullanmadığını, akıllarının ermediğini, yoldan çıkmışlığını, günah ve haram peşinde koştuklarını, insanların mallarını haksız yere yediklerini, çokluğu ve çoğunluğu ile şişindiğini bu yüzden kabirleri bile ziyaret ederek oradakileri de saydıklarını, mallarının ve evlatlarının çokluğu ile övündüklerini, daha çok ve daha zengin oldukları halde kendilerinden önce nice toplulukların yok edildiğini, bütün bunlardan ders almayan insanların yine pek çoğunun yoldan çıktığından, âyetler sıralanamayacak kadar çoklukta ve ısrarla söz etmektedir.

Çokluğun ancak Allah’ı anmada, şükretmede, zikretmede, kulluk etmede işe yarayan bir şey olduğu da yine aynı Kur’an’da defaatla üzerinde durulan gerçekler olarak anılmaktadır.

“Çoğunun kafalarının çalışmadığı”ndan söz edilen insanlar, Allah’tan gelene itibar etmeyen, Rabb olarak Allah’ı tanımak istemeyen kalabalıklardır. Çalışan kafalar, kendinin farkına varan kafalar olsa gerektir. Kendinin farkına varanlar da Allah’ın farkına varırlar; Allah ile kendileri arasındaki farkı farkederler. Haddlerini bilirler ve O’na ait olan, olması gereken hakimiyeti kendi zimmetlerine geçirerek haksızlık etmezler. Haksızlık edenlerin kafaları çalışmıyor demek değil midir? Aleyhine iş yapanın kafası çalışmıyor da kimin kafası çalışıyor!

“Onların(insanların) çoğu, zanndan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, gerçekten hiçbir şey ifade etmez”(Yunus 10/36). Evet gerçekten bir şeyin ifadesi bulunmayan zanna uyanlar, ister çoğunluk ister azınlık olsun, gerçekten bir şeyin ifadesi olmayana uyduklarına göre akletmiyorlar demek değil midir?

Gerek çokluğun, gerek çoğunluğun, gerekse çoğulculuğun temelinde kendini bile bilmeyen insan ve onun zanna uyan aklı yatmaktadır. Bu itibarla gerçek üzerinde bulunması, buluşması hiçbir zaman mümkün olmayan insan aklı; kendini tanımadıkça, öğretilmedikçe öğrenemeyen, bildirilmedikçe bilemeyen, doğru yola iletilmedikçe bu yolu bulamayan hâli ile hep şaşkın, şaşırmış kalacaktır.

Menşei insan aklı olan, bu aklın yaşadığı ortamdan etkilenmişliğinin ürünü olan fikirleriyle, biri diğerinden farklı yerlere varan akılların çoğunluğunun veya azınlığının olsun varacağı yer, kendine ters düşen yerdir. Kendini yadsıyan yerdir. İnsanı kendinden uzaklaştıran, kendinin farkına varmasını engelleyen yolda kullanılan akıl, insanoğlu vâr oldu olalı kendi başına doğru yolu bulamamış, o yola ulaşamamıştır. İllâ ki rabbi Allah insana bu doğru yolu göstermiş bulunsun “Ne yapacağını bilmez halde bulup da yol göstermedi mi?” (Duha 93/7). İnsan, kendine gösterilen yolu bile koruyamazken, bu yoldan ayrılmamayı bile beceremezken, kendisinin müstakilen doğru yolu bulmasını ondan beklemek, olmayacak şey beklemektir. Zaten kendisi de, kendi bulduğu yoldan da memnun olmamış, olamamıştır.

Özetle demek istiyoruz ki, aklı tanrı edinen insan bu tanrısından razı değildir. Aklın tanrı olduğu demokrasiler, insanların kendine gelmelerini önleyen bir uyuşmuşlukla, kendilerine gelmelerini de engellemektedir. Afyonun insanı uyuşturduğu gibi insanları uyuşturan demokrasiler onlar için yalnız, ekonomik insan, seksolojik insan tanımı getirebilmekte, insanı bir türlü bu yönleri de bulunan ama, asla bunlardan ibaret bulunmayan bir varlık olduğunu görebilmesine imkân bırakmamaktadır. Ve demokrasiler, insanları insan olmaktan, insanlıklarının farkına varmaktan alıkoyan, insanların önünde aşılması güç bir büyük engel olarak durmaktadır. Bu engeli aşamayan insanın, insanlığının farkına varabilmesi mümkün değildir.

Çokluğu da, çoğunluğu da, çoğulculuğu da demokrasi içindeki birer cüz olarak görmek, insanı şaşkına çeviren demokrasi bütününe güvenmemesi için, yaşamının sağlamasını yapmakla varacağı nokta, insanın kendisinin farkına varmasına yardımcı olacaktır. Teslim olmadan yapamadığı görülen insanın, teslim olmaması değil, kime ve neye teslim olacağı ile ilgili tercihleri söz konusudur. “İnsan kendi hevâsına mı, başkalarının(çoğunluğun) hevâsına mı, yoksa Allah’a mı teslim olmalıdır?” sorusuna verilecek isabetli cevab insanın önünü açacaktır. Açılan ufuk, insanın bütünü görmesini, kendisinin farkına varmasını sağlayacaktır. Önü açılan insanın, görebildiği bütün karşısında yapacağı seçim elbette daha isabetli olacaktır.

Hayat, ona hayat verene teslim olmakla, O’na teslim olmakla anlamlanacaktır. Teslim olamadan yapamayan insan, en güvenilire teslim olmakla ancak tatmin olabilir.

 

 

iktibas


Keyword : radyo vakit - ercümend özkan - iktibas -
Bookmark and Share
 

DİĞER HABERLER

Kur’an’ın Anlaşılmasında Temel Sorunlar (I)
Kur’an’ı anlamak için dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da ikame edilen mananın yanı sıra nefyedilen mananın da farkında olunmasıdır. Mesela; “
Ahlaki çürüme
Toplum mühendislerinin zihniyetine göre ah- lakı verecek "çağdaşlık" alacaktık. Dini vere- cek, "uygarlık" alacaktık.Ahlak çağdaşlaşma- nın önündeki e
Akıl ve Vahiy
“Kendisiyle Allah’ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile yada perde arkasından veyâ bir elçi gönderip kendi izniyle di
Allah’ın Hesabı Engel Tanımaz
İnsanı yaratan, bunca özellik ve yeteneklerle donatan, eşyaya verdiği özellikler ile yeteneklerini ortaya çıkarmasına imkân sağlayan Allah, insanın sa
Müslüman Olmak
İslâm denildiğinde Rabbine teslim olma anlaşılır. Rabb’ine teslim olanda ise güvenirlik en başta gelen sıfat olarak çıkar karşımıza… Allah’ın kulların
İnsan Hakları - İnsan Sorumlulukları
Allah hakkı, ancak iki şekilde kulun boynun- dan düşer: ya kulluk borcunu eda ederek, ya da hak sahibi olan allah’ın mağfiretine nail olarak. Burhan
Haccı Anlamak
Hacı, hayatın bir yol, insanın müebbed bir yolcu, ibadetin yol azığı olduğunu fark eden kişidir. Yol yolcu için, yolcu hem yolun hem yolcunun sahibi o
Kur'an'ı Mehcur Bırakmak
Şikayetimiz sadece, kafirlerin, mücrimlerin, fasıkların, zalimlerin vahyi terk etmeleri, O’na sırt dönmeleri (ondan yüz çevirmeleri) değil, sözde Müsl
Şapkayı Halka Nasl Giydrdiler?
Ülkeler sadece askeri/fiili olarak işgal edilmezler. Bundan daha kötüsü ve yıkıcısı siyasi-kültürel işgallerdir. Zira askeri/fiili işgaller kalıcı ola
İndirilen Dine Karşı Uydurulan Paralel Din!
Daha önce bu minberden “asıl tehdidi ben paralel devletten değil paralel dinden görüyorum” demiştim. Ondan evvel de Vahyin Penceresinden programında a
1 -


Abdullah Yıldız

“Dostlarıyla Uğraşanlar Düşmanlarıyla Savaşamazlar”

12/12/2017 - 12:12

Abdullah Yıldız
Abdurrahman Dilipak
Abdülaziz Kıranşal
Ahmed Kalkan
Ahmet Kekeç
Ahmet Varol
Ahmet Taşgetiren
Akif Emre
Ali Kaçar
Ardan Zentürk
Ali Karahasanoğlu
Atasoy Müftüoğlu
Cihan Aktaş
Coşkun Uzun
Fatma Tuncer
Hamza Er
Hayrettin Karaman
Halime Kökçe
Hamza Türkmen
Hamdi Akan
Hikmet Ertürk
Hüseyin Gülerce
Hüseyin Bülbül
Hüseyin Alan
Ibrahim Karagül
Ismail Kılıçarslan
Kemal Öztürk
Kenan Alpay
Kemal Songür
Mehtap Yılmaz
Mehmet Durmuş
Merve Şebnem Oruç
Mustafa Çelik
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Armağan
Mustafa Bozacı
Nedret Ersanel
Osman Atalay
Ramazan Kayan
Sevtap Mendi
Selahaddin E. Çakırgil
Süleyman Seyfi Öğün
Sükrü Hüseyinoğlu
Tülay Demircan Koyuncu
Yakup Döğer
Yavuz Bahadıroğlu
Yıldıray Oğur
Yiğit Bulut
Türkiye'de Boşanma Sebebleri nelerdir?
Oy Kullan Sonuçları Göster

www.radyovakit.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
bilgi@radyovakit.com  |  Yazılım & Sistem Yönetimi : Networkbil.Net

Evden eve nakliyat Gaziosmanpasa Evden eve nakliyat Eyüp Evden eve nakliyat Sultangazi Evden eve nakliyat Bayrampasa Evden eve nakliyat Günesli Evden eve nakliyat Sirinevler Evden eve nakliyat Yenibosna Evden eve nakliyat Küçükçekmece Evden eve nakliyat Basaksehir Evden eve nakliyat