Yeni Üyelik - Şifremi Unuttum
Arama    
Gerçek mü`minler şu kimselerdir ki; Allah hatırlatıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine O`nun ayetleri okunduğu zaman imanları güçlenir ve daima Rablerine güvenirler. Onlar namazı hakkını vererek kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan cömertçe sarf ederler. Enfal 2-3
* Ümmetin İslam İşbirliği Teşkilatına çağrısı * Modern Köleler Topluluğu: Cemaatler * Putperest Müminler * 'Hiçbir günah, Allah’ın rahmetinden büyük değildir' * İntifada nedir, ilk intifada ne zaman oldu? * Hz. Âdem, Yaratılan ilk insan mıdır? * 'İslam dünyası yeniden dizayn edilmek isteniyor' * Kudüs, Türkiye ve Mısır’ı yakınlaştırır mı? * Çipras'tan Batı Trakya'da müftü sorununa çözüm önerisi * Postalların yere basma zamanı...

SON DAKİKA

ANA SAYFA

SİTENİZE EKLEYİN

RADYO DİNLE

Linkler

GENÇ BİRİKİM DERGİSİ

HAKSÖZ DERGİSİ

UMRAN DERGİSİ

VUSLAT DERGİSİ

İKTİBAS

YORUM DERGİSİ

İSLAMİ YORUM

AHMET VAROL

ANALİZ MERKEZİ

ANSAR DE

AYETLER COM

DENİZ FENERİ

DÜNYA BÜLTENİ

Enfal de

FİLİSTİN ENFORMASYON MERKEZİ

HABER VAKTİ

HAYRETTİN KARAMAN

KUDUS YOLU

M.ENGİN NOYAN

MAZLUMDER

MUSTAFA İSLAMOĞLU

Süleymaniye Vakfı

TEFSİR DERSLERİ

TEVHİD HABER

TEVHİDE DOĞRU

TİME TÜRK

İ H H

YARDIMELİ DERNEĞİ

İKRA İSLAM

İLKAV

İSRA HABER

Özçgün Duruş

ÖZGÜR DER

GIDA AMBARI

SAAT KAÇ

T.C. Kimlik Numarası

STAR

YENİ AKİT

YENİ ŞAFAK

ADANA BARIŞ RADYO

ADANA RADYO HAYAT

AKSARAY KENT FM

ANKARA DENGE RADYO

ANKARA HEDEF RADYO

ANKARA RADYO VAKİT

ANTALYA DİLARA FM

BATMAN GENÇLİK FM

BURSA ÇINAR RADYO

BURSA RAHMET FM

ÇORUM ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR NUR RADYO

ERZİNCAN GÖKSU FM

ISPARTA DİLARA FM

KARAMAN GSRT FM

KAYSERİ ART FM

KAYSERİ ARİFAN RADYO

KAYSERİ FURKAN RADYO

KAYSERİ RADYO AS

KAYSERİ ŞAFAK RADYO

KIRIKKALE ANADOLU FM

KIRŞEHİR GENÇLİĞİN SESİ FM

KOCAELİ ANADOLU RADYO

KOCAELİ MESAJ FM

KONYA GENÇLİK FM

KONYA RADYO EN

KONYA RİBAT FM

KONYA İSRA FM

MALATYA SELAM RADYO

MARDİN CEMRE RADYO

MUŞ RADYO 1071

NİĞDE UMUT FM

SAKARYA HİLAL FM

SİVAS RADYO GÜNEŞ

SİVAS RADYO HİLAL

URFA RADYO MEDYA

URFA RADYO MEGA

İÇEL ÇAĞRI FM

İÇEL İSTİKLAL RADYO

İRİP RADYO

İSTANBUL MARMARA FM

İSTANBUL MORAL FM

İSTANBUL RADYO MEKTUP

İSTANBUL ÖZEL FM

İZMİR RADYO BAŞAK

24 HABER TV

ÇAĞRI TV

HİLAL TV

KANAL A

TGRT HABER

TV NET

ÜLKE TV

Namaz Vakitleri

8 Kasım 2010 dan beri

Bugün 22272
Toplam 405002660
En Fazla 606285
Ortalama 154169
Üye Sayısı 127
Bugün Üye Olan 0

Dâvetin Yararı var mı?

“Dedi ki: Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz dâvet edip-durdum. Fakat dâvet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı. Doğrusu ben, onları bağışlaman için her dâvet edişimde, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler. Sonra onları açıktan açığa
2017-12-17 - 15:14

DÂVETİN YARARI VAR MI?

 

“Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu îman edecek değildir” (Yûsuf 103). 

“Şu hâlde, eğer öğüt ve hatırlatma bir yarar sağlayacaksa, öğüt verip hatırlat” (A’lâ 9).

İslâm, merkezinde dâvetin de olduğu bir dindir. İlk gelen âyet olan “ıkra”, aynı-zamanda “çağır” anlamına da gelir. Köylerde-kasabalarda insanlar diğer insanları düğünlerine çağıracakları zaman “oku dağıtmak” sözünü kullanırlar. Yâni düğüne çağırmak için “oku” dağıtmak, düğüne dâvettir. “Oku” kelimesi “dâvet et” anlamındadır aynı-zamanda. Ortada daha okunacak bir şey yokken ve Peygamberimiz de “ben okuma bilmem” demesine rağmen gelen “oku” emri, hem “bundan sonra gelecek âyetleri Allah adına ve İslâm-merkezli oku”ma anlamına, hem de “insanları dâvet et” anlamına gelir. O hâlde işin başı okuma ve dâvettir. Peki dâvet neden önemlidir ve ne kadar yararlı olur ve sonuç verir?.

Bilindiği gibi, İslâm dînine katılım “gönüllü katılım” ile olur. Zâten aksi münâfıklık olurdu. İşte bu gönüllü katılım için, dâvet edilecek olan kişiye din en iyi şekilde anlatılarak kişi İslâm dînine dâvet edilmelidir. Zorbalıkla olduğu zaman kişi hem tam olarak dîne gönlünü veremez ve dîne uygun davranamaz hem de yine benzer bir zorbalıkta hemen dinden çıkar gider. Zorbalıkla gelen, başka bir zorbalıkla gider. Oysa İslâm dîni bir “gönüllük dîni”dir. İslâm’a girdikten sonra kişiler durumlarına göre bir-çok sorumlulukları yerine getirmeye mecbûr olsalar da, “İslâm’a ilk girişte” bir zorlama olamaz. Zâten âyet de bunu açıkça söyler:

“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tâğutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir” (Bakara 256).

O hâlde dâvet; kişinin bile-isteye, gönlünde bir sıkıntı duymadan dîni idrâk edip sevmesi ve kendini o dîne adaması için yapılır. Dâvet aynı-zamanda bir duyurudur. İslâm’ı duyurmak için yapılan bir çaba. Dâvet edilen kişiler dîni kabûl etmeseler de, din yine de duyurulmuş olur ve bir süre sonra etkisini gösterebilir. O hâlde dâvet ve dâvetçi, bir çeşit medya görevi de görür. Zâten medya aracılığı ile kitlesel dâvetler de yapılabilir fakat kişisel ve bire-bir dâvetler kadar etkili olmaz.

Dâveti yapan kişiler, en başta ahlâk-timsâli kişiler olmalı, çok “net” olmalılar ve dîni de çok net olarak anlatmalıdırlar. Yâni; bir ideoloji, lîder, efendi, düşünce vs.’ye uygun olarak değil, vahye uygun olarak yapılmalıdır dâvet. Dâvetin konusu ile Kur’ân’ın konusu aynı olmalıdır. Böylece daha sonraları dâvet edilen kişi bir çelişki ile karşılaşmayacaktır.

Aslında dâvet, dâvet edilenden çok dâveti yapana yarar verir. Zîrâ “dâvet görevi”ni yapmış olur. Bu görevi hakkıyla yapmış ise ne âlâ!. Dâvet, daha çok dâvetçiye yarar verir, çünkü dâvet edilenlerin büyük çoğunluğu dâvete icâbet etmez, yada karşı çıkmasa da kabûl edip gereğini yerine getirmez. Fakat dediğimiz gibi, dâvet bir-kere yapılmıştır ve dâvet esnâsında vahyin sözleri semâya yükselmiştir. Tabi bâzılarının da -ilk başta umursamasalar da- bilinç-altlarına yerleşmiştir o dâvet. Bâzı kâlpler daha sonra bu dâvete ve İslâm’a açılabilir.

Kur’ân’da dâvetçilerin pirleri olan peygamberlerin dâvetlerinden bahsedilir. Peygamberlerin dâvetleri hem dâvet yöntemini, hem de üslûbunu öğretir bizlere. Dâvetin bir sabır işi olduğu çıkar ortaya. Fakat dediğimiz gibi, genelde fayda vermediği görülür maalesef. Kur’ân’da Hz. Nûh’un bu çabası ve sonucu şöyle anlatılır: 

“Dedi ki: Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz dâvet edip-durdum. Fakat dâvet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı. Doğrusu ben, onları bağışlaman için her dâvet edişimde, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler. Sonra onları açıktan açığa dâvet ettim. Daha sonra (dâvâmı) onlara açıkça îlân ettim ve kendilerine gizli-gizli yollarla yanaşmak istedim” (Nûh 5-9).

Görüldüğü gibi Hz. Nûh, dâvetin her yolunu deniyor. Hakkını vererek dâvetini en iyi şekilde yapıyor. Peki sonuç ne oluyor:

“Nûh: Rabbim, gerçekten onlar bana isyân ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular. Ve büyük-büyük hîleli-düzenler kurdular. Ve dediler ki: Kendi ilahlarınızı bırakmayın; bırakmayın ne Vedd’i, ne Suva’yı, ne Yeğus’u, ne Ye’uk’u ve ne de Nesr’i. Böylece onlar, çoğu kimseyi şaşırtıp-saptırdılar. Sen de o zâlimlere sapıklıktan başkasını arttırma!” (Nûh 21-24).

Hz. Nûh’un kavmi dâvetini kabûl etmiyor ve ancak bir gemicik insan ona uyuyor. Demek ki dâvetin amacı, insanları kitlesel ve nicelik olarak dîne katmak değil, “nitelikli kurucu unsuru” oluşturmaktır. Sayıca az ama nitelikli olan insanları kazanmak için yapılır dâvet. Çünkü:

“..Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle gâlib gelmiştir; Allah sabredenlerle berâberdir” (Bakara 249).

İnsanların çoğu îman etmeyeceği için (Yûsuf 103), dâvet insanların tamâmına yarar sağlamayacaktır. O hâlde önemli olan, “iyiliği emr, kötülüğü nehy” edecek o “kurucu kadro”yu oluşturabilmektir. Dâvetin ana-amacı İslâm’ın duyurulması ve o “kurucu kadro”nun oluşturulmasıdır en başta. Hakkıyla yapıldığında da Allah’ın izniyle başarılacaktır bu.

Dâveti en iyi şekilde yapmak gerekir. Bu konuda bilgi, bilinç ve ahlâki yönden sağlam olanların yapacağı dâvet, nitelikli kişilerin kâlplerini İslâm’a ısındıracak ve onlar da İslâm’a adanabileceklerdir. Dâvet, yüzeysel kazanımlarla değil, bir “adanış” ile sonuçlanırsa başarılı olunmuş olur. Bâzen dâvet çok yumuşak bir üslupla, nezâketle, merhâmet ve samîmiyetle yapılsa bile çoğu-zaman sonuç vermeyebilir. Bunu en iyi şekilde Hz. İbrâhim’in babasını dâvetinde görürüz:

“Hani babasına demişti: Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?. Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tâbi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım. Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)’a başkaldırandır. Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azâbın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun”(Meryem 42-45).

Görüldüğü gibi Hz. İbrâhim dâvetini olabilecek en iyi şekilde yapıyor. Fakat sonuç ne oluyor?:

“(Babası) demişti ki: İbrâhim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun?. Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git” (Meryem 46).

Görüldüğü gibi dâvet netîcesiz kalıyor. Fakat dâvetçi dâvetini en iyi şekilde yerine getirerek sorumluluğunu yerine getirmiş oluyor. Artık fıtratıyla uyumlu bir dâvete muhâtab olmuş olan kişi, dâveti kabûl etmemekle “Allah ile baş-başa kalmış” oluyor.

Dâvetten çok, “güzel örneklik; “usvet-ül hasene” insanların tasavvur, düşünce ve eylemlerini değiştirebilir. Zîrâ insanlar çeşitli nedenlerle dâvetçiyi anlamayabilirler. Fakat dâvetçinin duruşu, konuşması, tutumu ve ahlâkı kişilerde olumlu bir etki yapar ve kişileri daha çabuk ve etkili olarak dîne-İslâm’a kazandırabilir. Fakat zamânımızda (modern zamanlarda) emr-i bil mâruf ve nehyi anil münker yapılamıyor-yaptırılmıyor ve bu nedenle de dâvetler kısır kalıyor ve fayda vermiyor.

Dâvetin tek-tek yapılması farklı bir dâvet yöntemidir ancak peygamberler toplu dâvet metodunu da kullanmışlardır:

“Senin Rabbin, ‘ana yerleşim merkezlerine’ onlara âyetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz” (Kasas 59).

Dâvete hiç muhâtap olmamış olanlara, “lîder-merkezli”, “egemen-merkezli” tebliğ ve dâvetler yapmak olumlu sonuçlar verebilir. Şükrü Hüseyinoğlu:

“Peygamberlerin mücâdele süreçleriyle ilgili âyetlerden anlıyoruz ki, peygamberlerin mücâdeleleri temelde çevreye yönelik değil, merkeze yönelik olmuştur. Çünkü toplumsal yönelim ve ilişki biçimlerini belirleyen ana-etken egemenlik ilişkileridir” der.

Dâvetin en yakınlardan başlanması emri ve tavsiyesi, mantık açısından ve birilerinin; “sen ilk önce git de yakın akrabâna anlat” sözüne muhâtab olunmaması için uygundur. Yoksa yakın akrâbalar genelde dâvete icâbet etmezler. Nitekim Peygamberimiz, amcası Ebu Tâlib’i iknâ edememişti.

Dâvet çok açık yapılmalıdır. Aksi-hâlde dâvetçi tâvizler vermeye başlayacaktır ve en sonunda da hem din yozlaşacak, hem de bir-çok çelişkiler açığa çıkmaya başlayacaktır. Kur’ân bize dâvet dilini de öğretir:

“Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle dâvet et ve onlarla en güzel şekilde mücâdele et. Çünkü Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O hidâyete erenleri de en iyi bilendir” (Nâhl 125).

“Kullarıma söyle; sözün en güzelini söylesinler. Doğrusu şeytan aralarını bozmak ister. Şüphesiz şeytan insanın apaçık düşmanıdır” (İsrâ 53).

“İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, (kötülüğü) en güzel olan bir tarzda uzaklaştır. O zaman, (görürsün ki) seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir” (Fussilet 34).

“Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl” (Müzzemmil 10).

“İkiniz Firavun’a gidin, çünkü o azmış bulunuyor. Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar” (Tâ-hâ 43-44).

Peki dâvet kimlere yapılır?. Dâvet sâdece kafire değil müslümanlara da yapılır. Kur’ân’da “müslümanlara” şu şekilde tebliğ-dâvet yapılır:

Ey îman edenler, Allah’a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba îman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve âhiret gününü inkâr ederse, şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır” (Nîsâ 136).

Dâvet, sâdece herhangi bir vatandaşa değil, siyâsilere de yapılır. Hattâ dâvette özellikle bu kesime de odaklanılmalıdır. Fakat dikkat edilmesi gereken şey, bu kişilere dâvet yapılırken yumuşak bir üslûp kullanmak fakat tâviz vermemek ve alttan almamaktır. Siyâsi bir lîderin nazıyla uğraşmaktansa, normâl yurdum insanına yapılacak dâvet daha yararlı olabilecektir. Dediğimiz gibi; biz dâvetin kime yararlı olup-olamayacağını bilemeyiz. Bu nedenle de dâvetimizi sürdürmeliyiz:

“Onlardan bir topluluk şöyle diyordu: Allah’ın helâk edeceği ve şiddetli bir cezâ ile cezâlandıracağı topluma niye öğüt veriyorsunuz?. “Rabbinize karşı bir mâzeret olsun ve belki sakınırlar” diye cevap verdiler. Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, kötülükten men edenleri kurtarıp, zâlimleri fâsıklık yapmaları sebebiyle çok kötü bir cezâ ile yakaladık”(A’raf 163-165).

Dâvet, şirkin içindeki “iyiler”i ayırma eylemidir aynı-zamanda. Dâvet ile şirk toplumu içinde bir ayrışma başlatılır ve hak ve bâtıl ortaya çıkar. Böylece herkes hakkın ne olduğunu da bâtılın ne olduğunu da görmüş olur. İslâm’ın hicretten önceki son çabası, hak ile bâtılın ayrıştırılmasıdır. Dâvet, kâfir ve müşrikler ile Allah’ı karşı-karşıya getirmektir.

“Gerçek şu ki sen, ölülere işittiremezsin, arkalarını dönüp kaçtıkları zaman sağırlara çağrıyı işittiremezsin ve sen, sapıklıklarından dolayı körleri hidâyete erdirecek değilsin; sen ancak âyetlerimize îman eden kimseye işittirirsin ki onlar müslümanlardır” (Neml 80-81).

Şeytan, insanların çoğunun dâvete icâbet etmeyeceklerini ve yoldan çıkacaklarını söyler: 

 “Şu benden üstün yaptığını gördün mü (nesi var onun ki onu benden üstün kıldın)?. Andolsun, eğer beni kıyâmet gününe kadar ertelersen, onun zürriyetini, pek azı hâriç kökünden koparıp sürükleyeceğim! dedi” (İsrâ 62).

İnsanlık-târihi boyunca çok az kısım dışında toplumlar dâvete icâbet ederek tam mânâsıyla îman etmemişlerdir-etmeyeceklerdir:

“Bunlardan önce helâk ettiğimiz hiç-bir kent inanmamıştı; bunlar mı inanacaklar” (Enbiya 6).

Dâvete zihnen hazır olanlar dâveti hemen kabûl edebilirler. Dâvet bu anlamda yararlı olabilir. Dâvetin bir de İslâm’i bir gündem oluşturması durumu vardır ki sağlam bir gündem oluşturulduğunda geniş-çaplı bir dâvet yapılmış olacağından katılımlar daha kolay olacaktır.

Dâvette sebat etmek gerekir. Çnkü dâvet, olumlu sonucunu bir-süre sonra gösterir. Bu nedenle:

“Şu hâlde, sen bundan dolayı dâvet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikâmet tuttur. Onların hevâ (istek ve tutku)larına uyma!. Ve de ki: Allah’ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adâletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda ‘deliller getirerek tartışmaya (hüccete gerek)’ yoktur. Allah bizi bir-araya getirip-toplayacaktır. Dönüş O’nadır” (Şûra 15).

Dâvet ve tebliğ, müstekbirlerden, hükümdarlardan, sermâyedarlardan ziyâde, “dâveti talep edene” yapılmalıdır.? Peygamberimiz, “kendisini iknâ ederse bir-çok kişi de iknâ olur” gerekçesiyle toplumun önde gelen müstekbirlerinden birine tebliğ ve dâvetini yaparken, dâveti ısrarla talep eden diğer birinden yüz çevirdiği için Allah tarafından tatlı-sert bir şekilde azarlanmıştır:

“Surat astı ve yüz çevirdi; kendisine o kör geldi diye. Nerden biliyorsun; belki o, temizlenip-arınacak?. Veya öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak. Fakat kendini müstağni gören (hiç-bir şeye ihtiyâcı olmadığını sanan) ise; işte sen, onda ‘yankı uyandırmaya’ çalışıyorsun. Oysa, onun temizlenip-arınmasından sana ne!. Ama koşarak sana gelen ise, ki o, ‘içi titreyerek korkar’ bir durumdadır; Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun” (Abese 1-10).

Demek ki, kendini müstağni görenlere ve hakîkate aldırış etmeyenlere de bir tebliğ-dâvet yapılacaktır fakat bunda ısrâr etmeye gerek yoktur. Tebliğ ve dâvet, İslâm’a, hakka-hakîkate meyilli olanlara ve dâveti talep edenlere olmalıdır. Bu bağlamda; “dâvet yapacağım” diye hiç-bir umut olmayanlara dâvette ısrârcı olmak doğru değildir. Yine; dâvet yapacağım diye, meyhânelere, barlara, kumar-hânelere, kerhânelere gitmek, “dâveti abartmak” anlamına gelir. Davet, İslâm’ın en ağır yükümlülüğüdür ve dâvet bir mü’minin olmazsa-olmaz yükümlülüğüdür. Fakat İslâm bir “denge dîni”dir ve müslümanlar da “vasat ümmet”tir. Bu nedenle dâveti, hem akıllıca hem de şirâzesinden çıkarmadan yapmak esas olmalıdır. Lâkin, “hiç umut yok” yada muhâtaplar için “zıvanadan çıkmış” diye tebliğ ve dâvetten beri durmak da yanlıştır:

“Siz ölçüyü aşan bir kavimsiniz diye, şimdi o zikri (öğüt ve hatırlatma dolu Kur’ân’ı) sizden (uzaklaştırıp) bir yana mı bırakalım?” (Zuhrûf 5).

Özellikle günümüzde modern etkilerin aşırı kuşatması sebebiyle, dâvet, tebliğ ve uyarılar bir yarar sağlamıyor. Karşı tarafta mâkes bulmuyor. Çok dar bir etkisi oluyor ve çok az sayıdaki kişileri etkileyebiliyor ancak. Kur’ân-merkezli yapılan dâvet, tebliğ ve uyarıların çok açık ve etkili bir dille yapılması bile çok işe yaramıyor: 

“Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi. (Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış bir hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor” (Kamer 4-5).

Şu âyetlere rağmen biz yine de; hem Rabbimize karşı yüzümüz ak olsun için, hem de bir ihtimâl dâvetin fayda verebileceği umûduyla tebliğimizi ve dâvetimizi ciddîyetle sürdürmeliyiz:

“Onlardan bir topluluk: ‘Allah’ın helâk etmek veya şiddetli bir azâba uğratmak istediği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?’ dediğinde; ‘Rabbinize karşı bir özür için ve bir ihtimâl sakınabilirler, diye’ dediler” (A’raf 164). 

“Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu îman edecek değildir” (Yûsuf 103).

Dâvetin genelde târih boyunca çok az kişilere faydası olmuşsa da, dâvet “davetçi”ye yarar sağlar ve dâvet, müslüman toplum için Allah’ın yardımını celb-eder. Evet; dâvet en azından “Allah’ın yardımını celb-eden etken” olması nedeniyle mutlakâ gayretli bir şekilde yapılmalıdır. Allah’ın yardımı, “sabırla yapılan dâvet”ten sonra gelecektir.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

 

harun görmüş

iktibas


Keyword : radyo vakit - harun görmüş - iktibas -
Bookmark and Share
 

DİĞER HABERLER

Çipras'tan Batı Trakya'da müftü sorununa çözüm önerisi
Yunanistan Başbakanı Çipras, ülkesince atanan müftülerin Batı Trakya'daki azınlığın büyük bir kısmı tarafından tanınmadığını belirterek, "Bu konu, doğ
Allah bizden bir şey yapmamızı istiyor. (Video)
Allah bizden birşey yapmamızı istiyor biz her şeyi Allah'a havale ediyoruz.
İslamî değerlere ve müesseselere saldırı
Tanzimat’tan bu yana İslâmî değerlere ve müesseselere karşı sistematik bir saldırı vardır ve bu saldırı bütün hızıyla devam etmektedir. Küfür tek mill
Trump’ın Kudüs’le imtihanı
Donald Trump seçim çalışmaları esnasında başkan olarak seçildiği takdirde ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımayı vadettiğinde, Obama’nın politikalarında
Moritanya'dan, ABD'ye "ticari boykot" çağrısı
Moritanyalı çok sayıda din adamı, İslam ve Arap dünyasına ABD'ye ticari boykot uygulama çağrısı yaptı. Başkent Novakşot'ta düzenlenen Kudüs temalı se
Kudüs: Trump’ın Kıyamet Senaryosu
Ortadoğu’da Arap Baharı ile başlayan halk hareketlerini bastırmaya çalışan otoriter rejimlerin yanı sıra bölgedeki diğer ülkeler de istikrarsızlık ve
Kudüs’e apokaliptik saldırı
İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Balfour’un Osmanlı topraklarında Yahudilere devlet vaat eden meşhur deklarasyonunun 100. yılında, Filistin tarihi için s
İsrail başbakanı gibi konuştu
ABD Başkanı Donald Trump, başta İslam dünyası olmak üzere AB ve birçok uluslararası kuruluşu hiçe sayarak Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kar
Beyaz Saray'dan 'Kudüs' açıklaması
eyaz Saray, ABD Başkanı Donald Trump'ın, "ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdığını ilan edeceğini" ve "Tel Aviv'deki Amerikan Büyükelçiliğ
Cammu Keşmir'deki çatışmada 3 direnişçi ve 1 asker öldü
Polis yetkilileri, Cammu Keşmir'in güneyindeki Kulgam ilçesi kırsalında direnişçilerin Hint ordusuna ait askeri konvoya saldırı düzenlediğini belirtti
1 -


Abdullah Yıldız

“Dostlarıyla Uğraşanlar Düşmanlarıyla Savaşamazlar”

12/12/2017 - 12:12

Abdullah Yıldız
Abdurrahman Dilipak
Abdülaziz Kıranşal
Ahmed Kalkan
Ahmet Kekeç
Ahmet Varol
Ahmet Taşgetiren
Akif Emre
Ali Kaçar
Ardan Zentürk
Ali Karahasanoğlu
Atasoy Müftüoğlu
Cihan Aktaş
Coşkun Uzun
Fatma Tuncer
Hamza Er
Hayrettin Karaman
Halime Kökçe
Hamza Türkmen
Hamdi Akan
Hikmet Ertürk
Hüseyin Gülerce
Hüseyin Bülbül
Hüseyin Alan
Ibrahim Karagül
Ismail Kılıçarslan
Kemal Öztürk
Kenan Alpay
Kemal Songür
Mehtap Yılmaz
Mehmet Durmuş
Merve Şebnem Oruç
Mustafa Çelik
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Armağan
Mustafa Bozacı
Nedret Ersanel
Osman Atalay
Ramazan Kayan
Sevtap Mendi
Selahaddin E. Çakırgil
Süleyman Seyfi Öğün
Sükrü Hüseyinoğlu
Tülay Demircan Koyuncu
Yakup Döğer
Yavuz Bahadıroğlu
Yıldıray Oğur
Yiğit Bulut
Türkiye'de Boşanma Sebebleri nelerdir?
Oy Kullan Sonuçları Göster

www.radyovakit.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
bilgi@radyovakit.com  |  Yazılım & Sistem Yönetimi : Networkbil.Net

Evden eve nakliyat Gaziosmanpasa Evden eve nakliyat Eyüp Evden eve nakliyat Sultangazi Evden eve nakliyat Bayrampasa Evden eve nakliyat Günesli Evden eve nakliyat Sirinevler Evden eve nakliyat Yenibosna Evden eve nakliyat Küçükçekmece Evden eve nakliyat Basaksehir Evden eve nakliyat