Yeni Üyelik - Şifremi Unuttum
Arama    
Fussilet - 33. Allah`a davet eden, dürüst ve erdemli davranan ve "Ellbette ben kayıtsız şartsız Allah`a teslim olanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?
* Oryantalizm * Din de Merkez Kim? Pavlus mu İsa mı? * Yanlış Mutlakların Hükümranlığı * İslam Perspektifinde Ataizm * Ortadoğu'da Yeni Bloklaşmalar * "Müminler boş şeylerden yüz çevirirler" Ayeti ile ne kast ediliyor? * 126 bin Ahıska Türkünün 'vatana dönüş' mücadelesi sürüyor * FET֒nün ikinci kalesi Kırgızistan * Kur'an Senin İşine, Eşine, Aşına Karışmayacak Leşine Mi Karışacak!... * Müşriklerin Ahiret İnancı

SON DAKİKA

ANA SAYFA

SİTENİZE EKLEYİN

RADYO DİNLE

Linkler

GENÇ BİRİKİM DERGİSİ

HAKSÖZ DERGİSİ

UMRAN DERGİSİ

VUSLAT DERGİSİ

İKTİBAS

YORUM DERGİSİ

İSLAMİ YORUM

AHMET VAROL

ANALİZ MERKEZİ

ANSAR DE

AYETLER COM

DENİZ FENERİ

DÜNYA BÜLTENİ

Enfal de

FİLİSTİN ENFORMASYON MERKEZİ

HABER VAKTİ

HAYRETTİN KARAMAN

KUDUS YOLU

M.ENGİN NOYAN

MAZLUMDER

MUSTAFA İSLAMOĞLU

Süleymaniye Vakfı

TEFSİR DERSLERİ

TEVHİD HABER

TEVHİDE DOĞRU

TİME TÜRK

İ H H

YARDIMELİ DERNEĞİ

İKRA İSLAM

İLKAV

İSRA HABER

Özçgün Duruş

ÖZGÜR DER

GIDA AMBARI

SAAT KAÇ

T.C. Kimlik Numarası

STAR

YENİ AKİT

YENİ ŞAFAK

ADANA BARIŞ RADYO

ADANA RADYO HAYAT

AKSARAY KENT FM

ANKARA DENGE RADYO

ANKARA HEDEF RADYO

ANKARA RADYO VAKİT

ANTALYA DİLARA FM

BATMAN GENÇLİK FM

BURSA ÇINAR RADYO

BURSA RAHMET FM

ÇORUM ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR NUR RADYO

ERZİNCAN GÖKSU FM

ISPARTA DİLARA FM

KARAMAN GSRT FM

KAYSERİ ART FM

KAYSERİ ARİFAN RADYO

KAYSERİ FURKAN RADYO

KAYSERİ RADYO AS

KAYSERİ ŞAFAK RADYO

KIRIKKALE ANADOLU FM

KIRŞEHİR GENÇLİĞİN SESİ FM

KOCAELİ ANADOLU RADYO

KOCAELİ MESAJ FM

KONYA GENÇLİK FM

KONYA RADYO EN

KONYA RİBAT FM

KONYA İSRA FM

MALATYA SELAM RADYO

MARDİN CEMRE RADYO

MUŞ RADYO 1071

NİĞDE UMUT FM

SAKARYA HİLAL FM

SİVAS RADYO GÜNEŞ

SİVAS RADYO HİLAL

URFA RADYO MEDYA

URFA RADYO MEGA

İÇEL ÇAĞRI FM

İÇEL İSTİKLAL RADYO

İRİP RADYO

İSTANBUL MARMARA FM

İSTANBUL MORAL FM

İSTANBUL RADYO MEKTUP

İSTANBUL ÖZEL FM

İZMİR RADYO BAŞAK

24 HABER TV

ÇAĞRI TV

HİLAL TV

KANAL A

TGRT HABER

TV NET

ÜLKE TV

Namaz Vakitleri

8 Kasım 2010 dan beri

Bugün 224680
Toplam 392789618
En Fazla 606285
Ortalama 153074
Üye Sayısı 125
Bugün Üye Olan 0

Kur'an'ı Kerim ve Mesajı

… “okumak” anlamına gelen bu kitap, okunmaz oldu. Kutsama, teberrük ve mal kazanma işleri gördü. Toplumsal, ruhsal ve düşünsel mesele ve dertlerin cevabı bu kitapta aranmadığından, onda soğuk algınlığı, romatizma türünden bedensel hastalıkların şifası aranır oldu. Uyanıkken terk edip, yatarken başların üstüne asıldığından beri
2017-10-17 - 11:32

KUR’AN-I KERİM VE MESAJI

 

“Sana bu kitabı, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (11/Hud: 89)

Bugün İslam dünyasında yaşanan din, Kur’ân kaynaklı bir din değildir. Kur’ân’ın arka plana atıldığı, devre dışı bırakıldığı ve dikkate alınmadığı bir din anlayışı ve pratiği hüküm sürmektedir. İslam Dininin yegâne kaynağı olan Kur’an, din anlayışımızın ve uygulamamızın kaynağı olmaktan uzaklaştırıldı. Bir takım çevreler bununla da yetinmeyerek Kur’an’ın yerine geçirmek için, kendi elleriyle yazdıklarını, üç on paraya satmak üzere “bu Allah katındandır…” (2/Bakara: 79) diyerek insanları aldatmaktadırlar.

Bir zamanlar okunmamasından, sonra artık anlamadan okunmasından şikayetlendiğimiz Kitab-ı Mübin şu aralar bir televizyon kanalında yayınlanan Kuran-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması münasebetiyle ve Diyanet işleri başkanı Mehmet Görmezin “Kur’an ses yarışmalarının güftesi olarak kullanılacak bir kitap değildir. Kur’an bir hayat kitabıdır. Hem de en müstakim yola, en sağlam yola sizi götürmek için nazil olmuş bir kitaptır” yakınmasına sebep olacak şekilde seyirlik/şov aracı yapılması şekvasıyla gündemimize geldi. Kur’an’ın bu şekilde gündeme gelmesinden şikâyetçi olmamızın sebebi ise Abdurrahman Arslan’ın  “Siz bir şeyi görüntüye, şova dönüştürüyorsanız, gösterişe dönüştürüyorsanız, aynı zamanda onun içini boşaltıyorsunuz demektir” yakınmasıdır.

Şüphesiz ki dosdoğru olanı gösteren ve iyi işler yapan müminlere büyük ödül olduğunu (17/İsra: 9) müjdeleyen bu Kur’an Emre Dorman’ın ifadesi ile dostunun cehaleti ve düşmanının hilesiyle,  “metni” terk edilip “cildi” revaç bulduğundan beri adı “okumak” anlamına gelen bu kitap, okunmaz oldu. Kutsama, teberrük ve mal kazanma işleri gördü. Toplumsal, ruhsal ve düşünsel mesele ve dertlerin cevabı bu kitapta aranmadığından, onda soğuk algınlığı, romatizma türünden bedensel hastalıkların şifası aranır oldu. Uyanıkken terk edip, yatarken başların üstüne asıldığından beri, görüyoruz ki ölülerin hizmetine sunulmakta, ölüp gitmişlerin ruhlarına ithaf edilmekte ve sesi yalnızca mezarlıklardan duyulmaktadır. Allah, Tevrat’a inanıp onu yüklenen, ama gündelik hayatlarında tatbik etmeyen, öğretilerine uymayan Yahudileri kitap taşıyan ancak içinde ne olduğunu bilmeyen eşeklere benzetiyor. (62/Cuma: 5) Müslümanların da bu duruma düşmemeleri için inandıkları ve taşıdıkları Kur’ân’ın ne dediğini anlamaları ve hayatta karşılığının olması gerektiğini bilmeleri gerekir.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Alia İzzetbeğoviç’in “Müslümanlar, Kur’an hayata nasıl uygulanacak sorusundan kaçmak için Kur’an’ın nasıl okunması gerektiği hususunda geniş bir ilim ürettiler” bahanesinin de altını çizmek gerekir. Eğer “Kur’an hayata nasıl uygulanacak” veya “Kur’an nasıl anlaşılacak” sorusunu askıya almamış, kendimizi yani kalbimizi ve zihnimizi Kur’an’a açabilmiş olsaydık şüphesiz Kur’an da bize kendisini açardı. Hâlbuki yukarıda zikredilen yarışma ve benzeri faaliyetlerde olduğu gibi anlaşılmasına/mesajına önem vermeden güzel okumayı öne çıkartmak suretiyle Kur’an’ı hayatımızdan büsbütün uzaklaştırıyoruz. Bu bağlamda Gazali’nin İhya’da Kur’an’ın anlaşılmasına mani hususları sayarken, “bütün gayret ve dikkatini harflerin mahreçlerini çıkarmaya yöneltip manasını düşünmemek Kur’an’ı anlamamıza engel olan perdelerdendir” demiş olması altı çizilecek hususlardandır. Zannedersen bizim bu tavrımız Şeytanın çok hoşuna gidiyordur. Zira “ayın çatlatarak” 7 harf üzerine ve teganni ile Kur’an okumak şeytanın aldatma kanallarından biridir. Çünkü okuyan ve dinleyen açısından Kur’an amaç değil, bir “araç” olarak görülmektedir. Hâlbuki Kur’an ile diyalogumuz asla bu şekilde olmamalı.

Kitab-ı Kerimin okunan Kur’an veya dinlenen Kur’an değil, “seyredilen” Kur’an şeklinde bir “ŞOV”un aracı olarak nesneleştirilmiş olması bir faciadır. Bu facianın en yetkili ağızlar tarafından dile getirilmiş olmasına kulak vermek lazım. Temel işlevi bir tüketim ve şov aracı olan televizyon aracılığı ile Kitabın, toplumun sekülerleştirilmesine aracı kılınması asla kabul edilecek bir şey değildir. Üstelik Kur’an kıraat edilmiyor, teatral bir şekilde “temaşa” ediliyor.  Kur’an nesneleştirilip hadise seyre indirgenince; şov okumaya da, dinlemeye de, anlamaya da düşman olduğu için Şeytanın maksadı hâsıl olmuş oluyor. Şeriati’nin dediği gibi, “Okuyan okuduğunu anlamıyor. Dinleyen dinlediğini anlamıyor. Geriye ne kalıyor? Hafızın güzel sesi!” Şu halde bütün dikkatimizi okunan Kur’an’ın harf ve mahreçlerini çıkartmaya verip manaya odaklanamamak anlamamızın önünde bir perde oluşturan engellerin başında gelir.

Kur’an’ı Kerim’in ilk ve temel çağrısı tevhid inancınadır. Dünyada var olan her şeyi yaratan ve her şeyin kendisine kesin bir surette bağlı olduğu, Kadir-i Mutlak, Rahim, Rahman bir yaratıcı fikrini ispatla işe başlar.  Şirkin en aşağı derecesine düşmüş olan Araplar her şeye rağmen âlemleri yaratan ve idare eden yüce bir ilahın varlığını kabul etmekteydiler. (29/Ankebut: 61)  Bu inanç ataları İbrahim peygamberin dininden kalmış bir kırıntıdır. Ancak Kur’an’ın fıtrat dini olarak adlandırdığı bu tek Allah inancının, (30/Rum: 30) hayatta bir karşılığı olmamıştır. Çünkü sayısız küçük ilah edinmeleri ve bu ilahlara yapmış oldukları ibadetlerle İlah inancı zayıflamış ve pratik olarak ta ortadan kalkmıştı. Allah’la insan arasına, onu yaratıcısına yaklaştırabilecek veya Allah katında, lehlerinde şefaatte bulunabilecek (10/ Yunus: 18) bazı aracı güçler ihdas etmişlerdi ve ilahlarının sembolü olan bu putlar ve dikili taşlar ilahların gördüğü hürmeti görmeye başlamıştır. (22/Hacc: 30; 5/Maide: 90) Sadece tek bir ilahın mevcudiyeti onların akıllarının alamayacağı bir şeydi. (38/Sâd: 6,7)  Kur’an daha önceki ilahi dinlerde var olan tek Allah inancına yeni bir şey ilave etmeksizin, sadece tevhid akidesiyle bağdaşmayan yabancı/hoyrat unsurları bertaraf etmeyi amaç edinmiştir. Kur’an’ın tevhid inancı ile daha önceki peygamberlerin dinlerindeki Allah inancı aynıdır. (2/Bakara: 133)

Kur’an açık delilleri ile insanlığı hidayete sevk, doğru yola eriştirmek, önerdiği iman esaslarına dayalı faziletli bir hayatı tesis etmek için, Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla Hz Peygambere vahiy yolu ile 23 senede gönderilmiş bir kitaptır. Bu yüce Kitap iddiası olan bir kitaptır. İnsanların sosyal, hukuki, ekonomik, ahlakî hayatlarını ve ailevi ilişkilerini düzenlemek için temel ilkeler barındırır. Önerdiği nizam insanın fıtratıyla örtüşen ve toplumun bütün katmanları tarafından uygulanabilecek niteliktedir. Kur’anî ilkelerin gündelik hayatımızda pratiğe dönüştürülmesi ve her iki cihanda mutlu olmak için öyle yüksek seviyede bilgi sahibi olmaya da gerek yoktur. Aksine Kur’an’ın iman, ibadet, ahlak gibi konuları uzmanlık gerektirmeyen, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek zekâya sahip, mükellef olan, düşünebilen bütün fertler tarafından anlaşılabilecek, uygulanabilecek nitelikte ve sadeliktedir. Bunun böyle olması son derece de doğaldır. Zira Kitabı mübîn, insanın tabiatını ve fıtratını en iyi bilen yaratıcı tarafından gönderilmiştir. İşin doğrusu Kur’an’ın inanç ve hakikat kısmını anlamak kolay, uymak zordur.

Allah’ın fıtrata uygun ve kolay olan dinini insanlar alabildiğine zorlaştırmıştır. Sözde din âlimleri Yüce Allah’ın Kur’ân’da ne dediğine, konuları nasıl çözümlediğine bakma, öğrenme ve öğretme yerine, geçmiş âlimlerin görüşlerini din olarak insanlara öğretmişlerdir.  Dinini en net ve sade bir şekilde öğrenmek isteyen kişi; doğrudan Allah’ın kitabına yönelmelidir. Kimse Kur’an’a dokununca/okuyunca çarpılacağını ve günah işleyeceğini düşünmemelidir. Zira Kur’an kimseyi çarpmaz! Aksine yaşatan, ihya eden bir kitaptır. Kitapla ilişkimiz asla çarpan-çarpılan şeklinde olmamalıdır. Çarpıklıkları düzelten bir kitap olan Kur’an’a saygı göstermek; ne onu evimizin en mutena ve erişilemeyen yerine asmak, ne ona abdestsiz dokunmamak ne de üç kez öpüp başımıza koymak değildir. Aksine Kur’an; okumak, anlayarak okumak ve hayatımıza yansıtmak için her daim ulaşabileceğimiz bir mesafede hemen yanı başımızda olmalıdır. Bu bağlamda “Biz Kur’an’ı anlayamayız. Kur’an herkesin anlayacağı bir kitap değildir” diyen insanlar, aslında “Allah bu kitabı göndermiş ama ne anlatmak istediğini yeterince açıklığa kavuşturmamış” dediklerinin ve daha açıkçası kendini “anlaşılır” olarak ifade eden Kur’an’ı bilmeden inkâr ettiklerinin farkında değillerdir. (2/Bakara: 99; 22/Hacc: 16) Kur’an’ın anlaşılması demek onun bütün insanlar için hidayet rehberi olması ve tüm işlerin onun ilkeleri çerçevesinde belirlenmesi demektir.

Toplumda ‘gelenek’ olarak bilinen ve halkın çoğu tarafından kabul edilen bir kemikleşmiş algı bulunmakta. Kur’an-ı biz anlayamayız, Kur’an ölüler içindir. Dirilerden bu işle uğraşan varsa, onlar da imamlardır/hocalardır. Bu algının oluşmasında ki en büyük pay yanlış din anlatımı ve bu yanlışın günümüzde de devam ettirilmesidir. Bunun böyle olmadığını tarihi tecrübe bize açık bir şekilde göstermektedir. Mesela:

“Peygamberimiz Kur’an-ı Kerim’i kabirlerde okumuş mu? Hayır.

Sahabe okumuş mu? Hayır.

Müctehidler okumuş mu? Hayır.

Nerede ve niçin okumuşlar?

Her yerde, Allah’ın bize ne dediğini duyurmak ve anlatmak için, duyduklarımız ve anladıklarımızı hayatımıza uygulamak için, onu ölülerin değil, dirilerin kitabı ve hayat kılavuzu yapmak için okumuşlar.” (http://www.hayrettinkaraman.net/m/makale/1397.htm)

Anlama konusuyla ilişkili bir başka meselede şöyle dillendiriliyor. “Dini konularda her kafadan bir ses çıkıyor, neredeyse her hoca farklı bir şey söylüyor, biz dinimizi nereden, kimden öğreneceğiz?” Cevap basit ve çok nettir. Bu Dinin, sahibi Allah’tır. Dini öğrenmek için müracaat edilecek yegâne kaynak ta Kur’an’dır.  İnsanları bu şekilde motive etmek gerekir.  Allah’ın bize ne dediğini duyurmak ve anlatmak için, duyduklarımız ve anladıklarımızı hayatımıza uygulamak için, onu ölülere değil dirilere indirilmiş bir kitap şuuruyla okumalıyız. (36/Yasin: 70)

Hz. Muhammed’in peygamberliği evrenseldir. Kur’ân-ı Kerîm’in prensipleri de bütün insanlık için geçerlidir. Şu halde Arap olmayan ve Arapçayı anlamayan Müslümanların Kur’ân’ı kendi dillerinde okumaları gerekir. Bu insanların, Arapça olan Kur’ân’ı teberrüken anlamadan okumaları yerine, onu kendi dillerinde anlamını düşüne düşüne, tane tane okumaları çok daha iyidir. (73/Mümezzil: 4)

Kur’ân okumaktan gaye, kelimelerini bilinçsizce tekrar etmek değil, onun manasını anlamak ve ona göre hareket etmektir. Sahabe, Hz Peygamber’den duydukları ayetlerin manasını anlamadan ve günlük hayatlarında uygulamadan başka ayetlere geçmezlerdi. Abdullah ibn Mes‘ûd: “Biz on âyet öğrendiğimiz zaman onların anlamlarını ve nasıl uygulanacağını bilmeden başka âyetlere geçmezdik” demiştir (İbn Kesîr, Tefsîr: 1/4). Sahabenin Kur’ân ile ilişkisi bu minval üzereydi yani amel etmediği ayeti “okudum” saymıyorlardı.  Bu bağlamda hiç anlamadan Kur’ân’ı hatmetme yerine, anlayarak bir sayfa, yarım sayfa,  hatta bir ayet okumak çok daha faydalıdır, çok daha hayırlıdır.

Kur’ân-ı Kerîm’in temel amacı, tevhid yani Allah’ı birlemek, yalnız ona tapmak ve ibadeti O’na özgü kılmak, ahirete şeksiz şüphesiz iman ve salih amel (ibadet, güzel ahlâk) bilinci oluşmuş insan inşa etmektir. Kur’ân’ın temel taşı olan bu konular, hemen her surede değişik söylemlerle/vesilelerle dile getirilir. Bu haliyle Kur’ân sadece bir din ve ahiret kitabı değil, dünya ve ahireti kaynaştıran İlâhî bir mesajdır.  Bu mesajda ahiret saadetine erip cennete girmek için gerekli şartlar da açıklanmıştır.

Bu anlamıyla bütün peygamberler İslâm’ı tebliğ etmişlerdir. Kur’ân’da İslâm kelimesi, yalnız Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği din için değil, bütün peygamberlere gelen dinlerin ortak adı olarak kullanılmıştır.  Zira bütün peygamberlere verilen mesajın içeriği aynıdır. Hepsi insanları tek Allah’a kulluğa, ahirete imana, ibadete ve salih amele çağırmıştır. Bu bakımdan misyonları aynı olan peygamberler arasında bir ayırım yapılamaz ve “O’nun elçileri arasında bir ayırım yapmayız.” (2/Bakara: 92/286)

Kur’ân’a göre Allah, yalnız belli bir zümrenin rabbi değil, bütün âlemlerin Rabbidir. “Övgü, âlemlerin Rabbine mahsustur.” (1/Fatiha: 2) ayeti, namazın her rekatında okunarak, Allah’ın, bütün yaratıkların Rabbi olduğu vurgulanır. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın, rahmeti de belli bir zümreye özgü değil, bütün yaratıklarını kapsamaktadır.

Kur’an’ı nasıl okumalıyız?  

“Tertil ile okumalı: Bunun zıttı anlamadan okumaktır. Tilavet dilin okuması, kıraat aklın okuması, tertil kalbin okumasıdır. Akleden kalbin okuyuşu, içinde hem kıraat hem de tertil bulunan okumadır. Tertil ile okuma hem bilince hem bilinçaltına hitap eder. Tertil ile okunan ayetin anlamını bilinç kavramaya yoğunlaşırken, bilinçaltı da kavranan o anlamı duyguya dönüştürür. Bunun sonucunda bazı ayetler insanı ağlatır. Bazı ayetlerde farkındalık o kadar yükselir ki, insan o ayeti bir türlü okuyup geçemez. Adeta o ayete çakılır kalır. İnsan geçmek istese, ayet geçip gitmez. Okuyanın geçip gitmesine, kendisini arkada bırakmasına izin vermez.

Tüme varım yoluyla okumalı: Bunun zıttı parçacı okumadır ve en tehlikeli okuma biçimlerinden biridir. İstikra ile okumak, Kur’an’da bir konuyu o konudaki tüm ayet ve pasajları birlikte okuyarak bir sonuca ulaşmaktır. Kelime kıraattan türemiştir. Sözlük anlamıyla kıraat, başkasına ait olan mananın anlamıyla buluşmaktır. Kıraat sessiz de olabilir, sesli de olabilir. Sessiz kıraat anlamakla yetinilen kıraattir. Sesli kıraat, ya kendimiz duymak, ya da başkalarına duyurmak için yapılan okumadır. Hepsinde de anlamak esastır. Anlamadan seslendirmek kıraat değil telaffuzdur. İstikra bir tüme varım yöntemidir. Kur’an’dan bir konuyu, o konudaki bütün ayetleri bir araya getirerek okumak da tüme varım (istikra) yoluyla okumaktır. Konulu okumaların tümü bu kapsama girer.

Diyalog kurarak okumalı: Kur’an okumak, iki özne arasında diyaloğa girmektir. Kur’an da insan da öznedir. Kur’an insanı nesneleştirmek için inmedi, aksine hayat ve dünya karşısında insanın nesneleşmesini önlemek için indi. Ona özneliği öğretti. Bu yüzden Kur’an okurken ayetlerle diyaloga girmek, ona sorular sormak ve sorularına cevaplar vermek gerekir. Doğru sorular sormak ve alınan cevaplara ‘lebbeyk’ demek gerekir. O sorular, “İyi ki sormuşum” dediğimiz, “Sormazsam ölürüm” dediğimiz sorular olmalı. Her ayeti muhtemel bir sorunun cevabı olarak okumalı ve ayetlerin hangi muhtemel sorulara cevap olarak indiği üzerinde kafa yormalı.

Allah Rasulü Kur’an’la fiilen diyaloga girerdi. Tirmizi ve Ebu Davud naklediyor: Nebi ne zaman “Şimdi (söyle ey insan): Allah en iyi hükmeden değil de nedir?” (95/Tîn: 8) ayetini okusa, Kur’an’a canlı bir özne muamelesi yapıp onunla diyaloga girerek şöyle derdi: “Elbette ey Rabbim! Ve ben buna şahidim”. İbn Kesir daha başka örnekler de naklediyor: “Haydi (buna inanmadılar), iyi de, bundan böyle hangi habere inanacaklar?” ayetini okuyunca “Ben Allah’a ve indirdiğine inandım” derdi. İbn Mes’ud ve İbn Abbas namaz kıldırırken “Rabbim, ilmimi artır!” ayetine gelince (20/Tâhâ: 114) vahiyle diyaloga girer ve şu duayı ederlermiş: “Ey Rabbim, benim de ilmimi artır!” Hz. Ömer’in oğlu Abdullah, Kur’an karşısında kalplerin yatışma vaktinin gelip gelmediğini soran ayete (Hadid 16) gelince “Evet, geldi ey Rabbim!” dermiş.

Ben bu ayetin nüzul sebebiyim diyerek okumalı: Aksi Kur’an’ı üstüne alınmamak, omuz silkmektir. Kendini Kur’an’ın iniş nedeni olarak gören kimse, okuduğu ayet kimin için inmiş olursa olsun, ‘Bu benim için inmiş olmalı’ der. Eğer böyle düşünürse, o ayet onun akleden kalbine gerçekten iner.

Kur’an’ı ön yargıyla değil ön bilgiyle okumalı: Zıttı önyargıyla okumaktır. Kur’an’ı önbilgiyle okumak, imanla okumaktır. Kur’an’ı imanla okumak, ona güvenmektir. İman güvendir. Kur’an’a güvenene Kur’an da güvenir ve ona bağrını açar. Kur’an’a güvenmeyene Kur’an da güvenmez ve ona içini dökmez.

Kur’an’ı severek okumalı: Zıttı mecburen veya her hangi bir sebeple işi düştüğü ya da ihtiyaç duyduğu için okumaktır. Kişinin Allah’a olan sevgisini anlamak için Allah’ın kelamına nasıl davrandığına bakılır. Sevgi karşılıklıdır. Allah el-Vedûd’dur; hem sevgi ister hem de sever. El-Vedûd olanın kelamı olan Kur’an kimsenin sevgisini karşılıksız bırakmaz.

Kur’an’ı duaya icabet olarak okumalı: Zira insan sorar, Kur’an cevap verir. İnsan dua ile ister, Allah vahiy ile insanın isteğine karşılık verir.

Kur’an’ı bir metin ve yazı olarak değil bir hitap ve söz olarak okumalı: Sözü gönül kulağıyla işitmek gerekir. Çünkü söz bir bağlam içinde varlık kazanır ve gerçek anlamını bulur. O halde sözü sayfada mürekkep olarak değil, Hatibin seslendiği kelam olarak dinlemeli…

Kur’an’ı iniş sürecini dikkate alarak okumalı: Bunun için elimizin altında nüzul sırasına göre hazırlanmış bir meal ya da tefsir olsa iyi olur. Zira okuduğumuz ayetin iniş sürecinde hangi zaman dilimine denk geldiğini merak o ayetin ayaklarının nereye bastığını meraktır. Kur’an ayetlerinin arzdaki ayakları olan lafızlarının nereye bastığı bilinmeden, arştaki başı olan manalarının ne söylediği tam anlaşılamaz. Mesela “huri” nitelemesini Kur’an’ın sadece Mekke’de kullandığını, Medine’de bu kavramın yerini “tertemiz eşler” tamlamasının aldığını bilirsek, aslında bu kavramla neyin neden bu üslupla anlatılmak istendiğini daha iyi kavrarız.”1

Kur’an’ı Arapçasından anlamına vakıf olmadan okursak huzur duyarız, müthiş bir keyif alırız. Dünya umurumuzda olmaz huzurumuz tavan yapar. Ancak Kur’an’ı, Türkçe tercümesinden Rabbimizden bize özel yazılan bir mektubu gibi okursak rahatsız olup kafa konforumuz bozulur. Çünkü bu tür okuma bize yetimleri gözetmek, fakir ve miskini doyurmak, yalan söylememek, verdiğimiz sözde durmak, kibirden kaçınmak, insanlarla alay etmemek, hırsızlık etmemek, ebeveyne düzgün davranmak gibi pek çok sorumluluk yükleyecektir. Boş verin siz rahatınıza ve huzurunuza bakın!

Sözün özü: Kur’an’ın anlamıyla tanış olmak, sırat-ı müstakim ile Allah’ın sağlam ipi/hablullah ile, Allah’ın hidayeti ile, Allah’ın zikri ile buluşmaktır. Bunu hakkıyla yapabilen kullara selam osun.

_________________________________________

1-Mustafa İslamoğlu, Tefsir usulü. Sayfa.182-185

 

ömer yıldız

iktibas

 

Keyword : radyo vakit - ömer yıldız - iktibas -
Bookmark and Share
 

DİĞER HABERLER

Oryantalizm
Oryantalizm, Doğu’nun hikâyesidir aynı zamanda; Batı’nın ise röntgeni… Hatta MR’ı. Öyle ki, Oryantalizm’i okuyan kişi, Batının değil kalbi, beyni ve c
Müşriklerin Ahiret İnancı
“Bu şaşılacak bir şey! Biz ölüp toprak olduktan sonra mı dirilecekmişiz. Bu uzak bir dönüş” (Kaf2-3) Kur’an’ı Kerim’in üzerinde sıkça durduğu temel ko
Allah'ın Yolunda olmanın ve Ölmenin anlamı
… din de hayatın tamamını içine alan bir yaşam tarzı, hayat anlayışıdır. İnsan her işini bu anlayışına göre yaşamaya dinini hayata geçirmeye çalışır.
Tarık Suresi Düşünsel Okumalarım
Sohbeti Kur’an olanın yolu aydınlık olur: Allah’ın istisnasız her ismi Kişi için tutulacak ve takip edilecek bir yol olduğu; İnsan Allah’ın her ha
İman Allah'ı Hakkıyla Takdir Etmektir
Ya Rab! Sana kul olmak büyük lütuf! Kimileri kula kul olur, kimileri kulları kendisine kul eder. Kulları kendisine kul edenler genelde daha başka ku
Peygamberimiz dinde haram koyar mı?
"Değerli Hocam, Etleri yenen ve yenmeyen hayvanlar konusunda ilmihal kitaplarında yazılan şeyler hakkında oldukça sıkıntılıyım. Maide suresi 5. ayet v
"İslami Tebliğde Temel Hassasiyetler"
Rabbimizin Bakara Suresi 214. Ayette Yok- sa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Pey
Seyyid Kutub: İstikbal İslam'ındır
Beyaz adamın efendiliğini sürdüreceği asır sona ermiştir. Çünkü beyaz adamın medeniyetinin sınırlı sermayesi artık tükenmiştir. Elinde insanlığa sunab
Müslüman Gencin Yüreğinde Yanan Meşale
“Asra andolsun ki, tüm insanlık manevi bir hüsran içindedir. Bunun istisnası, sadece iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı
Tevhidi iyi anlamak
İman bir iddiadır, varlığının olmazsa olmazı söz ve eylem birlikteliğinde ilahi ölçülere göre sürekliliğidir. Amelsiz bir din din değildir, çünkü din
1 - Ortadoğu'da Yeni Bloklaşmalar
2 - İslam Perspektifinde Ataizm
3 - Yanlış Mutlakların Hükümranlığı
4 - FET֒nün ikinci kalesi Kırgızistan
5 - 126 bin Ahıska Türkünün 'vatana dönüş' mücadelesi sürüyor
6 - Din de Merkez Kim? Pavlus mu İsa mı?


Abdullah Yıldız

İmam Hatipler: Geleneğimiz ve Geleceğimiz

17/10/2017 - 13:25

Abdullah Yıldız
Ahmet Anapalı
Abdurrahman Dilipak
Abdülaziz Kıranşal
Ahmet Kekeç
Ahmed Kalkan
Ahmet Mercan
Ahmet Varol
Ahmet Taşgetiren
Akif Emre
Ali Kaçar
Ardan Zentürk
Ali Karahasanoğlu
Atasoy Müftüoğlu
Beşir Eryarsoy
Ceren Kenar
Cihan Aktaş
Coşkun Uzun
Ersoy Dede
Fatma Tuncer
Hamdi Akan
Hayrettin Karaman
Hamza Er
Halime Kökçe
Hamza Türkmen
Hikmet Ertürk
Hüseyin Alan
Hüseyin Bülbül
Hüseyin Gülerce
Ibrahim Karagül
Ismail Kılıçarslan
Kenan Alpay
Kemal Öztürk
Kemal Songür
Mehtap Yılmaz
Mehmet Durmuş
Merve Şebnem Oruç
Mustafa Çelik
Mustafa Armağan
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Bozacı
Nedret Ersanel
Osman Atalay
Osman Coşkun
Ramazan Kayan
Selahaddin E. Çakırgil
Sevtap Mendi
Süleyman Seyfi Öğün
Sükrü Hüseyinoğlu
Tülay Demircan Koyuncu
Yavuz Bahadıroğlu
Yakup Döğer
Yıldıray Oğur
Yiğit Bulut
Son Olayları Nasıl Değerlendiriyorsunuz
Oy Kullan Sonuçları Göster

www.radyovakit.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
bilgi@radyovakit.com  |  Yazılım & Sistem Yönetimi : Networkbil.Net

Evden eve nakliyat Gaziosmanpasa Evden eve nakliyat Eyüp Evden eve nakliyat Sultangazi Evden eve nakliyat Bayrampasa Evden eve nakliyat Günesli Evden eve nakliyat Sirinevler Evden eve nakliyat Yenibosna Evden eve nakliyat Küçükçekmece Evden eve nakliyat Basaksehir Evden eve nakliyat