2020 bize neler söyledi?

2020 bize neler söyledi?


İnsanlığın, uygarlığın getirileri olarak gördüğü getirilerin, gündelik konfor ve güvenliğin aslında ne kadar kırılgan bir şey olduğunu...

Hayatımız için en değerli şeyin sağlık ve afiyet olduğunu, o olmayınca bedel ödeyerek satın alabildiğimiz hiçbir şeyin anlamının kalmadığını...

Küreselleşmiş dünyanın ortaya çıkardığı tehdit unsurlarının, sadece belli güçlerden belli topluluklara yönelik olmadığını, egemenleri de içine alacak şekilde genişleyerek bütün insanlığı hedef alabileceğini...

Gözle görünmeyen bir virüsün kendini çoğaltarak, dünyanın en kibirli ordularını, ağır silahları, nükleer cephanelikleri ve son model ultra teknolojileri çaresiz bırakabileceğini, hepsine galebe çalabileceğini...

Dünyada bugün insanların büyük çoğunluğunun başına gelen her şeyde geçmiş tecrübeleri ışığında bir bit yeniği arar hale geldiğini, bunda pek haksız da olmadığını...

Ölüm hadisesinin, çok sıklaştığı ve başkaları öldüğü sürece neredeyse gözden kaçacak, dikkat dahi çekmeyecek kadar sıradanlaşabileceğini...

Yeni zamanlarda sosyal hayat dediğimiz şeyin sürgit devam etmesi noktasında kendimizce birtakım haklı şüpheler geliştirebileceğimizi...

Günlük yaşayışımızda alışkanlık kesbettiğimiz lüzumu tartışılır birtakım törensellikleri yeri geldiğinde manasız bir biçimde hayatın kendisinden daha vazgeçilmez ve değerli görebildiğimizi...

Sağlık çalışanı olmanın aslında ne kadar zor bir şey olduğunu ve ne büyük fedakarlıklar gerektirebileceğini...

Sahip olmak için senelerce taksit ödediğimiz, içini döşemek için servet harcadığımız evlerimizin içine bir parça da olsa hayat koymayı unuttuğumuzu...

Evden çıkamama durumunun daha fazla uzaması halinde önümüzdeki asra damgasını vurabilecek ve henüz ne olduğunu bile bilmediğimiz birçok psikolojik rahatsızlık ortaya çıkarabileceğini...

Birbirleriyle iletişim kurmak için zaman ve fırsat bulamadığımıza dair bütün sözlerimizin birbirimize söyleyecek bir şey olmadığını örtmek üzere bulduğumuz bir yalan olduğunu...

Dünyanın bir ucunda kıyamet kopmaya başlasa, diğer yanda hâlâ “bize bir şey olmaz” lafları gevelemeye devam ediyor olabileceğini...

Başımıza gelebilecek muhtemel felaketlerin hayatı bütünüyle elimizden alması için ille de bizi öldürmesi gerekmediğini...

Uluslararası ajansların birinci haber olarak geçtiği büyük felaketlerin bizim çok yakınımızdaki insanları da alıp götürebileceğini, kayıp listesine kaydedebileceğini...

Kısıtlamaların en çok cenaze törenlerini mahzun hale getirdiğini, kimsesiz bıraktığını...

Sokakta herhangi bir sebeple hapşıranlara ‘çok yaşa’ diyenlerin bu kadar azalabileceğini, insanların birbirini kendisinin felaketi olarak görüp algılayabileceğini...

Hayatın uzun katı gelecek planlamaları yapmak için fazlasıyla uygunsuz, değişken ve kötü sürprizlere açık bir hale geldiğini...

İnsanın hayat-ölüm gelgitinde ipini gevşek tuttuğu varoluşsal meselelerin içimizin ana gündem maddesi haline geldiğini ve öz zamanımızı daraltarak bizi köşeye sıkıştırabileceğini...

Dışarıda ne yaşanıyor olursa olsun bir kısım insanın kendi laylaylom dünyasından bir adım dışarı atmaya yanaşmayacağını...

Hayatımız için neyin anlamlı olduğu, neyin o kadar da önemli olmadığı konusunda her şeyi doğru yerine koymayı şimdi başaramazsak bir daha hiçbir zaman başaramayacağımızı...

Üstümüze çöken bu ağırlıkları 2020’nin getirmediğini, dolayısıyla da 2021’in götürmeyeceğini...

Google+ WhatsApp