17 Aralık’tan önce: ‘Gladio..’ Sonrasında: ‘Terör örgütü değil?!’

17 Aralık’tan önce: ‘Gladio..’ Sonrasında: ‘Terör örgütü değil?!’


17 Aralık’tan önce: ‘Gladio..’ Sonrasında: ‘Terör örgütü değil?!’

 

 

Mehmet Faraç, Cumhuriyet’te uzun yıllar çalışmış bir isim..

Sonra yolları ayrılmış..

Bizim değişik tarihlerde merak edip sorduğumuz sorular, meğerse Faraç’ın da zihninde soru işaretlerine sebep olmuş.

Mahkeme salonunda anlatıyor, Mehmet Faraç..

“Tazminatsız işten atıldım” diyor..

Düşünsenize..

“Cumhuriyet” diyen..

“Sendika” diyen.

“İşçi” diyen..

Devletteki işinden çıkarılanların açlık grevlerini günlerce tekrar tekrar verip, siyasilere “Vicdanınız hiç mi yok” diye soran gazete yönetimi..

Bir çalışanını çıkartıyor, ona tazminatını vermiyor..

Geçelim..

Mehmet Faraç’ın ifşaatı devam ediyor:

“Bu kadar insanın kanını döken bir örgütün (PKK) yere izmarit atmaması da ne oluyor Sayın Başkanım.”

Faraç’ın aktarmak istediği, Cumhuriyet yazarının Kandil’e röportaj görüntüsü ile gidip, ordaki teröristlere güzelleme yaptığı yayın.

Gerçekten de..

Bizim de yıllardır karşı çıktığımız..

“Yapmayın, etmeyin.. Terör örgütlerine destek vermeyin” derken itiraz ettiğimiz bu değil miydi?

Teröriste “Gerilla” denilmesi değil miydi?

“15-16 yaşında dağa çıkan gencecik çocuklara, gazetelerde böyle övgülerde bulunulması, onları suça itmek demektir. Dağa çıkma yolunda ileri teşvik etmek demektir.. Yapmayın, teröre hizmet etmeyin” dedik..

Dinletemedik.

Şimdi kendi içlerinden bir isim, aynı isyanı tekrarlıyor: 

“Cumhuriyet’te ‘Kandil’de yere izmarit bile atılmıyor’ başlıklı bir haber yayınlandı” diyor..

Birileri bunu gazetecilik diye yutturmaya kalksa da..

Mızrak çuvala sığmıyor. Sığması mümkün değil..

Yapılan gazetecilik değil, resmen “Terör örgütü savunuculuğu..”

Amaç “haber vermek” değil, saf gençlerin terör örgütüne katılmalarını sağlamak..

Terör örgütünü, “örnek insanlar topluluğu” gibi göstermek..

Cumhuriyet yönetiminin avukatları, her şeye bir savunma getirmişler ama..

Bu suçlamaya bir izahat getirememişler..

Nasıl getirsinler ki?

Faraç’tan bir ifşaat daha..

Biz de defalarca yazdık..

Cumhuriyet’in içinden birisinin tekrarlaması vesilesi ile, bir daha hatırlatmış olalım..

Mahkeme salonunda diyor ki Faraç: 

“Cumhuriyet gazetesi, kapatılan Zaman gazetesiyle aynı başlıkları attı. Gazete, ‘Düşmanımın düşmanı dostumdur’ stratejisini belirledi.”

Cumhuriyet avukatlarının, bu suçlamaya da bir savunmaları olmadı..

“Biz gazeteciyiz.. Biz haber vermekle mükellefiz” diyemediler..

Bir zamanlar düşman oldukları Zaman gazetesi ile, aynı başlıkları nasıl attıklarını, nasıl atabildiklerini izah edemediler..

“Düşman kardeşler”in nasıl aynı noktada buluştuklarını anlatamadılar..

En önemlisi..

Belki de kriminal olarak mahkeme kararının gerekçesinde de, mahkumiyet için en önemli delil olarak gösterileceğini tahmin ettiğim maddi vakıayı da, Mehmet Faraç şöyle hatırlatıyor:

“Hikmet Çetinkaya, 25-30 yıl boyunca FETÖ’yle ilgili kitaplar yazdı. Fetullahçı, Gladio diye bir kitap çıkardı. Buna benzer birçok kitap çıkardı. Böyle bir insanın kapatılan ‘Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ kahvaltı sofrasına oturması dikkat çekici. Firari vakıf başkanıyla, kol kola fotoğrafının olmaması tepetaklak olma sebebidir. Bir insan hem nasıl ‘Gladio’ hem de ‘Terör örgütü değildir’ der. Dehşet verici bir şey.” 

Faraç’ın “Dehşet verici bir şey” dediği ikilemi, ben yıllardır hatırlattım..

Taa 1990’lı yılların başında, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’de, Cuma dergisine açılan ceza davalarının duruşmasını beklerken..

Listenin hemen tamamının, Cumhuriyet gazetesi ile dolduğunu.. Şikayetçinin de Fetullah Gülen olduğunu.. Sanığın Hikmet Çetinkaya olduğunu..

Birbirlerine bu kadar eskiye dayalı bir düşmanlığı bulunan iki tarafın..

Nasıl olup da, 17 Aralık’tan kısa bir süre önce birbirlerine güller uzattıklarınıizah etmeleri gerektiğini yazdık..

İki satırla bile cevap vermediler.

Verecekleri bir izahat yoktu çünkü..

Şimdi kendi arkadaşları soruyor: “Dün illegal görünür eylemleri yok iken‘Gladio’ dediğiniz yapıya, şimdi illegal eylemleri ortaya çıktıktan sonra, niye‘Terör örgütü değil’ diyorsunuz?”

Anlamlı bir soru değil mi bu?

Cevaplandırılması gereken bir soru, değil mi bu?

Cumhuriyet’in avukatları..

Fikret İliz’ler.. Bayram Belen’ler.. Onlara desteğe koşan Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu’lar..

Oturup düşünmeliler..

Böyle bir çelişkiye imza atan adamların neyini savunuyoruz?

Notumdur:

28 Şubat sürecinin izlerinin daha devam ettiği 2000’li yıllarda.. 12 Eylül döneminde yurtdışında yaşamak zorunda bırakılan Selahaddin Eş Abi’miz, gazetemizde yazıyordu..

Geçtiğimiz günlerde Ahmet Keser ile ilgili, Adnan Oktar’ın kurguladığı, Odatv ve Hürriyet’in sahnelediği medya lincine kısmen destek vererek yazdıklarına..

Bir okuru itiraz etmiş..

“Yurtdışında olduğun sırada seni bu gazetenin desteklediğini unutma..”

Selahaddin Eş Abi de, yazı yazdığını, ücret aldığını, sonra ayrıldığını belirtip, “Bu rakam, Almanya’da  düşük gelirlilerin aldığı paranın alt sınırlarındaydı” notunu vererek, “İşbu kadardır, ol’hikâyet..” diye bitirmiş..

Almanya’da alt gelir ne alır bilmem.. Türkiye’deki gazeteden, Almanya’nın rakamları ile kinayede bulunmanın haklılığı konusunda yorum yapmaya ihtiyaç hissetmem..

Ama bire bir yaşadığım bir şey var.

Gazetenin davaları ile uğraştığım.. Uzun yıllar sorumlu müdürlüğünü de yaptığım için, bire bir canlı şahidi olduğumu bir gerçeği hatırlatayım..

Selahaddin Abi, 8 yıl boyunca yazdığı yazıların kaçına dava açıldığını, ceza davalarında gazetenin yazı işlerinin hangi cezaları, kaç yıllık hapis cezalarını göze alarak sorumluluğu üstlendiğini, biliyor mu acaba?

Daha fazlası da var. Şimdi etkisinde kaldığı medyanın, onun sırtından bizim için hangi faturaları çıkarttıklarını..

Yazmakla bitmez.. 

Onun için diyorum ki, “Sizin için (ol’hikâyet, anlattığınız kadar) olabilir.. Ama bizim için, (Ol’hikâyet, anlattığından ibaret değildir), Selahaddin Abi!”

 

yeni akit

Google+ WhatsApp