17 Aralık’ın 7. yılında!

17 Aralık’ın 7. yılında!


17 Aralık 2013 emniyet darbesinin üzerinden tam 7 yıl geçti..

 

16 Aralık’ı, 17 Aralık’a bağlayan gece idi.

 

17 Aralık’ın ilk saatleri..

 

16 Aralık’ın akşam saatlerinde Bugün Tv’de başlayan, FETÖ’cülerin katıldığı program, 17 Aralık’ın ilk saatlerinde de devam ediyordu..

 

FETÖ’nün parlak çocuklarından, Bugün gazetesinde yazan Adem Yavuz Arslan, o kadar ikna edici, o kadar rahat konuşuyordu ki..

 

FETÖ’nün yetişme tarzındaki profesyonel takıyyeciliği bilmeyenler, (kısmen bu kesimin içine beni de koyabilirsiniz) yalanlarını ağzı açık izliyorlardı..

 

Hiç unutmadığım, unutamadığım, 17 Aralık emniyet darbesinden 4 saat kadar öncesindeki cümlesi şöyle idi, Adem Yavuz Arslan’ın: “Emniyet’te Gülen’e bağlı bir yapılanma varmış gibi bir algı yürütülüyor. Hatta birileri, siyasi iktidara karşı, Emniyet’teki Gülen’e bağlı polisler tarafından bir operasyon yapılacağı algısı oluşturmaya çalışıyorlar. Bunlar uydurma bilgiler. Emniyet’te son atamalarla birlikte (Ali Fuat Yılmazer’in İstanbul’dan Ankara’ya tayinini kastediyor), emniyette kritik görevde Gülen’e bağlı polis kalmadı ki, operasyon yapsınlar.”

 

Evet, 17 Aralık emniyet darbesinden 4 saat önce, FETÖ’nün en kritik gazetecilerinden birisi, bu kadar net, bu kadar açık emniyetin yapacağı operasyonu yalanlarken..

 

Sabahın ilk ışıkları ile birlikte, Türkiye dindar kimlikli bir örgütün hain yüzünü görerek yeni güne uyanıyordu..

 

Televizyon ekranlarında “Asrın yolsuzluğu” sloganları eşliğinde gözaltılar, bakan çocuklarına yapılan baskınlar, birden fazla ilçede yürütülen polis operasyonları..

 

İstanbul Valisini arıyoruz.. Ortalıkta yok. İstanbul Emniyet Müdürü’nden haber alınamıyor..

 

İşe bakın.

 

4 saat önce..

 

FETÖ’nün merkezindeki bir adam “Emniyet’te etkin görevde Gülenci polis müdürü mü kaldı ki, operasyon yapsınlar” derken.

 

4 saat sonra Türkiye’nin en büyük ilinin valisini, emniyet müdürünü kamera karşısına çıkmaktan korkutacak bir derinlikte operasyon ile karşı karşıya kalıyoruz..

 

Kendilerine o kadar güveniyorlar ki.

 

Kurdukları tezgahın sağlamlığına o kadar inanıyorlar ki.

 

O güne kadar kime kancayı taktıysalar, hepsinde netice aldıklarından olsa gerek, o kadar rahatlar ki..

 

Bu sefer de amaçlarına ulaşacaklarından eminler..

 

“Yolsuzluk.. Rüşvet.. İmar rantı.. Kaçak inşaat..” tanımlamalar gırla..

 

Ama her bir iddiayı, biraz sakin bir kafa ile masaya yatırıyorsunuz..

 

İçi boş, kof iddialar..

 

Etiler Polis Okulu’nun arsasının, bir Arap işadamına peşkeş çekildiği, AVM yapmak üzere büyük rant transferi gerçekleştirildiği iddia ediliyor..

 

Bakıyoruz, Etiler Polis Okulu, yerinde duruyor. Sahibi belediye.. Arsanın üzerinde ne yeni bir inşaat var. Ne de yıkılmış eski okul binası..

 

Olsun.

 

Herkes İstanbul’da yaşamıyor ki..

 

Kim bilecek, 15 sene boyunca Pensilvanya’da CIA”nın emri altında yaşayan Fetullah Gülen’in kurduğu tezgahta, Türkiye’deki siyasi iktidarın emniyet darbesi ile indirilip, yerine FETÖ’ye yakın bir iktidarın getirilmek istendiğini..

 

Adamcağız, bir din adamı..

 

Öyle ki..

 

17 Aralık’tan iki gün sonra da..

 

Hop oturup, hop kalkarak..

 

Bir de beddua seansı yaptı..

 

“Polisler iftira ediyorlarsa onların. Ama onlara haksızlık yapılıyorsa, yapanların evlerine ateşler düşsün.”

 

İyi de bey amca, sen Pensilvanya’daki gariban, kendi halinde bir din adamı idin, hani. Sen nereden biliyorsun, polis mi tezgah kurdu, polise mi tezgah kuruldu?

 

Bir günde şıppadanak nereden öğrendin, nasıl öğrendin de o bedduayı ettin?

 

Hem senin devlet ile işin olmazdı. Devlete sızma diye bir niyetin yoktu.

 

Etiler Polis Okulu’ndan nereden haberdar oldun?

 

Daha yaşanmamış satışı, yapılmış gibi gösteren sahtekarların avukatlığına nasıl soyundun?

 

O günden bu yana, 7 yıl geçti..

 

Hırsızın kralının, kendileri olduğu ortaya çıktı.

 

Devlete kadro temininde yapılan imtihanlarda soru çalınmasından başlayın  makam hırsızlığına kadar..

 

Rantın kralını kendilerinin devşirdiği, okul adı altında, dershane adı altında  devletten el koydukları arsaların hikayelerinden ayrıntıları ile öğrendik..

 

Yolsuzluğun kralını, kendilerinin yaptığını, “önce vergi incelemesi, sonra himmet ile suçun üstünü örtme” operasyonlarının deşifre edilmesi ile öğrendik.

 

İşin esas acıklı tarafı şu ki, dindar kimlikli o polis müdürlerinin başı örtülü eşleri, başı örtülü anneleri, kamuoyunun önüne çıkıp, “Benim eşim harama el uzatmaz. Benim oğlum, ilahilerle büyüdü, yanlışa el uzatmaz” algısı oluşturmaya çalışırken.

 

Şimdi aynı polis müdürleri, CIA’den aldıkları 50 bin doları, ballandıra ballandıra anlatarak, hem kendi ülkesine, hem kendi inancına nasıl ihanet ettiğinin ifşaatlarını yaptılar..

 

Kendilerinin ABD’ye kaçmaları yetmedi.

 

Analarını, eşlerini, diğer yakınlarını da kaçırdılar, CIA’nin kucağına..

 

16 Aralık’ı, 17 Aralık’a bağlayan gece, tv ekranında, “Gülen’ci polis mi kaldı ki, siyasi iktidara operasyon yapsın” diyen Adem Yavuz Arslan’lar, şimdi adına çalıştıkları ABD’nin emri altında, ihanetlerini o ülkeden sürdürmeye devam ediyorlar..

 

Yalanlarını, iftiralarını sürdürüyorlar..

 

Görevden alınan bir polis müdürünün yerine atanan diğer müdürün de aynı CIA’den emir alan ekibin polisi olduğu gerçeğini ortaya çıktığı o günlerden bugünlere geldik..

 

Binlerle ifade edilen polis ihraç edildi. Binlerce hakim savcı ihraç edildi..

 

Binlerce subay ihraç edildi..

 

Türkiye, çok büyük bir belayı, başından defetti..

 

7. yılın sonunda, hani beyler, yolsuzluğun odağındaki Reza nerede?

 

Niye sizinle birlikte ABD’de?

 

Siz vatanseverdiniz.

 

Niye siz ABD’desiniz. Niye suçladığınız adam ABD’de? 

 

Ama devirmek istediğiniz ak kadrolar, burda görevlerinin başında?

Google+ WhatsApp