16 üye karar verdi, CHP’li bakanın oğlu itiraz etti!

16 üye karar verdi, CHP’li bakanın oğlu itiraz etti!

Yıl 1992.. Adalet Bakanı koltuğunda Seyfi Oktay oturuyor.. 1995’e kadar, aynı partiden Mehmet moğultay ile halef selef olarak bakanlıkta kadrolaşmayı tamamlıyorlar.. Sadece bakanlıkta değil.. Yüksek yargının tamamında.. HSYK’nın 7 üyesi var.. Biri bakanın kendisi.. Diğeri müsteşarı..

16 üye karar verdi, CHP’li bakanın oğlu itiraz etti!

 

Yıl 1992.. Adalet Bakanı koltuğunda Seyfi Oktay oturuyor..

1995’e kadar, aynı partiden Mehmet moğultay ile halef selef olarak bakanlıkta kadrolaşmayı tamamlıyorlar..

Sadece bakanlıkta değil..

Yüksek yargının tamamında..

HSYK’nın 7 üyesi var..

Biri bakanın kendisi.. Diğeri müsteşarı..

Diğerleri de, Yargıtay ve Danıştay’dan gelen üyeler..

HSYK’daki bakan ve müstaşar, iki üyeyi de yanına alınca..

“Sen benim şu adamımı seçmemde destek oyu kullan. Ben de senin bu adamın için oy vereyim” muhabbeti ile..

Yargıtay’a ve Danıştay’a, Seyfi dedenin ekibinden adamlar seçildi..

Sonra, Seyfi dedenin ekibinden Yargıtay ve Danıştay’a seçilen üyeler, tekrar HSYK’daki 5 üyeyi belirlediler. 

Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar usulü..

Daha doğrusu..

Tavuk yumurtlar.. Yumurtadan da civciv çıkar, o da tavuk olur hesabı..

Birbirlerini beslediler..

Yargıtay da.. Danıştay da.. HSYK da..

Seyfi dedenin ekibi ile doldu..

AK Parti tek başına iktidara geldiğinde ise..

Bakan ve müsteşar 7 kişilik HSYK’da, iki üye olarak birbirlerine bakıp dururken, Seyfi dedenin ekibindeki 5 üye, birlikte istedikleri atamaları keyiflerince yaptılar..

Bir sene geçti, düzelme yok. 

İki, üç.. Dört sene.. Düzelme yok..

8 sene geçti.. Yine düzelme yok.

Seyfi dedenin 5 üyesi, kendi içlerinde değişseler bile.. Hep aynı kadronun adamları.. Onlar kendi aralarında ittifak yapıyorlar.

Bakan ve müsteşar da, onları seyrediyor..

Geldik 2010’a..

“Bu iş böyle gitmez.. HSYK’daki bu dar kadrolaşmayı kırmamız lazım” denildi..

HSYK’nın Anayasa’daki yapısı değiştirildi.

Daha demokratik bir yapı öngörüldü..

HSYK’daki 5 üye, buna eyvallah eder mi?

Etmez..

Kimisi basın toplantısı düzenledi.

Kimisi gazetelere demeç verdi..

Kimi istifa tehdidi savurdu..

Böylesi bir ortamda, Vakit gazetesinin yazarı Mehmet Doğan da, “HSYK’da son sirtaki” başlıklı bir yazı kaleme aldı..

HSYK üyelerinin, anayasa değişikliğine karşı siyasi bir üslupla cevap verme yetkileri olmadığını, giderayak yaptıkları açıklamaların, protestoların yanlış olduğunu belirten bir yazı idi..

Üyelerden Ali Suat Ertosun, bu yazı için tazminat davası açtı..

Yerel mahkeme, 11 ay gibi kısa bir zamanda kararını verdi: “Kişilik haklarına saldırı vardır.. Tazminatın kısmen ödenmesine”.

Gazetemizin avukatı Ali Pacci kararı temyiz etti..

Üç üyesi şu an FETÖ’den sanık olan dairedeki bir solak üyenin de eklenmesi ile..

Yargıtay kararı onadı.. 

Av. Ali Pacci’nin 9 sayfalık temyiz dilekçesine, tek bir gerekçe cümlesi bile yazmadan..

Pes etmedik..

Olayı, Anayasa Mahkemesi’ne götürdük.. 

Ve 2010’da başlayan yargı süreci 2018’de tamamlanmış oldu..

Anayasa Mahkemesi, “Dava konusu yazıda kişilik haklarına saldırı yoktur”dedi..

Kararını, gazetemizden yana verdi..

Normalleştiğimizi anladık..

Sol kadrolaşmanın artık devrini tamamladığını görmüş olduk..

HSYK üyelerinin siyasi iktidara söz yetiştirme diye bir görevleri olmadığını, böyle yaparlarsa gazetecilerin de onları eleştirme haklarının doğacağını Anayasa Mahkemesi kararı ile tescilletmiş olduk..

Ama bir istisna ile..

Anayasa Mahkemesi kararına, Osman Ali Paksüt muhalif kalmış.

Biliyorsunuz Paksüt, eski yıllarda CHP’den bakanlık yapmış bir ismin oğlu..

Ahmet Necdet Sezer döneminde Anayasa Mahkemesine seçilmişti..

“Oooo. Milattan öncesinden bu yana hâlâ yüksek mahkeme üyeler mi var?”diye şaşırdığınızı tahmin ediyorum.

Aynen öyle...

Milattan öncesinden kalma üyeler var, Anayasa Mahkemesinde..

Ve onlardan birisi de..

Osman Paksüt..

O da..

Kendi ideolojik bakış açısını, her dosyada gösteriyor..

Bu dosyada da, daha davanın kabul edilebilirlik tartışması yapılırken, “Boşverin ya.. Bu davanın görüşülmesi bile abes.. Gereksiz.. Hiç incelemeden, kabul edilemez” deyip reddedelim, gitsin” demiş..

Çoğunluk tarafından bu görüş kabul görmemiş..

Sonra davanın esasına geçilmiş..

Orda da, CHP’li bakanın oğlu mızıkçılığını sürdürmüş..

Diğer 16 üyenin “Karar yanlıştır. Kişilik haklarına saldırı olmadığı halde tazminat kararı verilmiştir” demiş olmasına rağmen..

Ve bu 16 üye arasında, Necdet Sezer’in seçtiği başka üyeler de olmasına rağmen..

Bir tek Ali Paksüt direnmiş..

“Anayasa Mahkemesi benzer başvurularda, derece mahkemelerinin kararlarında başvurucunun ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhret veya itibarının korunmasını isteme hakları arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirecek, ancak derece mahkemelerinin yerine geçerek takdir hakkını kullanmayacaktır” diyerek, Anayasa Mahkemesinin yetkisini de daraltmaya çalışmış..

Yetinmemiş..

“Başvuruya konu yaptırım kararının orantılılık açısından da değerlendirilmesi gerekir. Başvurucu aleyhine ceza mahkemelerinde değil sadece hukuk mahkemelerinde dava açıldığı ve hükmedilen tazminat miktarının başvurucuya, katlanamayacağı derecede ağır bir külfet yüklemeyeceği, dolayısıyla mahkeme kararlarının ifade özgürlüğünü kullanmaktan caydırıcı bir etkisi olduğundan veya bu özgürlüğü kullanılamaz hale getireceğinden söz edilemeyeceği açıktır” diyerek, “Ne var ki bu kararda.. Hapis yatmayacak bir şey yapmayacak. Altı üstü biraz para ödeyecek, ödeyiversin canım” diyerek, 16 yüksek yargıcın kararına itiraz etmiş..

Ama..

Bir devrin kapanmasını engellemeye gücü yetmemiş..

Bu karar ile birlikte, yargıdaki sol kadrolaşma da, tümü ile tasfiye edilmemiş olsa da.. (Belki tasfiye edilmesine de gerek olmadığı söylenebilir.)

Artık eskisi gibi pervasızca kararlar veremeyeceği de açıktır..

Yeni Türkiye’ye, hayırlı uğurlu olsun..

 

ali karahasanoğlu

yeni akit

Google+ WhatsApp