15 Temmuz’u doğru okuyabildik mi?

15 Temmuz’u doğru okuyabildik mi?


15 Temmuz’u doğru okuyabildik mi?

 

 

15 Temmuz tarihimize insanların kanları ile yazdıkları bir destan olarak geçti. Bildiğiniz üzere o gece, ülkemizin bütünlüğünü bozmak isteyenlere geçit vermeyiz diyen insanlarımız sokaklara döküldü ve inanç ve kararlılığın en gelişmiş silahlardan daha güçlü ve daha etkili olduğunu gösterdiler.

15 Temmuz’da insanlarımız büyük bir direnç ve kararlılıkla darbecilerin önünde durdular ve onların karanlık emellerini gerçekleştirmelerine engel oldular. Geçtiğimiz ay bütün ülkede halkın yazdığı bu destanın yıldönümü yâd edildi, şehitler için hatimler indirildi ve genç bireylere mesajlar verildi. Bunlar bizi birbirimize kenetleyecek eylemler. Ancak sorulması gereken bazı sorular var ki, nedense bu soruları gündeme getirmekten kaçınıyoruz? İlk evvela şu soruyu sormak zorundayız: 15 Temmuz’u doğru okuyabildik mi? Bu vahim olayın neden ve sonuçlarını analiz edip payımıza düşeni alabildik mi? O günün anısına konserler düzenleyip eğlenceler tertip etmek yerine olayın hangi şartlarda ve niçin vuku bulduğunu sorgulamamız ve bundan sonra atılabilecek adımlar üzerine yoğunlaşmamız gerekmez miydi? Nerede hata yapıldı, olayın baş faili nasıl ve hangi şartlarda çocuklarımızı etki altına alabildi?  Bu zihniyetin iç ve dış destekçileri kimlerdi ve gerekli önlemler neden alınmadı? Yönetici kesimin dostu düşmanı ayırt edecek ferasete sahip olmaları gerekmez miydi? Eğer bu soruları sorup fotoğrafı doğru okuyamazsak, ne sarf ettiğimiz hamaset yüklü ifadelerin ne de düzenlenen gösterişli kutlama programlarının faydası olacaktır…

Arap Baharı’nın neye hizmet ettiğini ve coğrafyamızın hangi şartlar altında işgal ve saldırılara maruz kaldığını bütün detayları ile tartışabilmeli ve İslam coğrafyasında birlik ve beraberliğin sağlanması için yeni formüller üretebilmeliyiz.

Peki, ne yapabiliriz? Öncelikle Müslümanları birbirlerine düşüren etnik ve mezhepsel çatışmaları ortadan kaldıracak adımlar atmalı ve kardeşlik bağlarımızı güçlendirerek bütün İslam coğrafyasını kucaklayabilmeliyiz.

İslam toplumları kendi kararlarını özgürce veremiyor ve her noktada Batı’ya bağımlı kalıyorlarsa, tehlikenin tamamen ortadan kalktığını ifade edip zafer çığlıkları atmanın bir şeye faydası olmayacaktır. Öncelikle siyasi, ekonomik, bilim ve teknoloji sahasında Batı’ya bağımlı olmaktan kurtulmalı ve kendi değerlerimizi üretebilmeliyiz. Elbette kısa vadede ülkenin içine girmiş olduğu küresel bağımlılıklardan kurtulmak mümkün olmayabilir fakat kısa ve uzun vadede bu bağımlılıkları azaltacak ve kendi dinamiklerimiz üzerinde yükselecek bir sistemi kurmak zorundayız. Bu iradeyi gösterecek bir siyasi mekanizmanın oluşabilmesi için siyasi erkânın da 15 Temmuz’da halkın gösterdiği dirayeti göstermesi belki de bedel ödemesi lazım.

Darbenin iç versiyonu üzerinde epey konuştuk ancak bunun bir de dış versiyonu var. Nitekim 15 Temmuz darbe girişiminin, terörün dış destekçileri tarafından bizzat İncirlik Üssü üzerinden planlandığını biliyoruz. ABD’nin etkin olarak kullandığı İncirlik Üssü ve ülkemize kurulan diğer üsler bu saldırıların planlandığı ve fitillendiği noktalardır. Halk nasıl bedel ödemişse siyaset erkânı da gerektiğinde bedel ödemeyi göze almalı ve teröre destek veren bu üsleri kapatmalıdırlar.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp