15 Temmuz nasıl yaşatılır?

15 Temmuz nasıl yaşatılır?


15 Temmuz faciasını tüm acıları, kahramanlık tabloları, ihanet şebekeleri, din kisvesi altında oluşturulmuş çete”leriyle birlikte gelecek nesillere taşımalıyız.

İyi de bu nasıl olacak?..

Şunu bilmek lâzım ki, her fırsatta “15 Temmuz’u yaşatmak”tan söz etmekle, “Sonsuza kadar yaşatacağız!..” demekle, “Unutmayacağız, unutturmayacağız!..” nutukları atmakla olmaz!

Şimdiye kadar yapılanlara, yazılanlara baktıkça, umudum kırılıyor…

Sanki “yaşatmak”la, “tüketmek” arasında gel-git kurduk!

Bu kavramın içi gitgide boşalıyor…

O muhteşem direniş, sınırsız kahramanlık, şuurlu şahlanış kuru kelimelerden ibaret hale geliyor.

Ekranlara bakıyorum, bağıran insanlar…

Bombalar patlıyor…

Her gazi kendi hissiyatı çerçevesinde konuşuyor…

Olayın özünü kavrayamamış gazeteciler bağıra-çığıra sağa-sola koşturuyor…

Kimisi “düşmanlar”a hakaretler yağdırıyor, aşağılıyor, veryansın ediyor, kimisi sağa-sola sataşıyor, kimisi avaz avaz içeriksiz cümle kırıntıları yuvarlıyor.

Bütün bunlardan akılda kalan tek şey var: Korku!

Köprülere, bulvarlara, meydanlara, caddelere “15 Temmuz” adı veriliyor…

Programlar yapılıyor, kitaplar yayınlanıyor…

Görünüşte “işler yolunda!”: 15 Temmuz, ağızlardan düşmüyor…

Oysa kavramlar, büyük olaylar, büyük kırılmalar bu şekilde yaşatılamaz.

Milli benliğinizle bütünleyip tüm varlığınızla besleyeceksiniz…

Bunun için öncelikle olayın felsefesini oluşturacaksınız…

Edebiyata taşıyacaksınız…

Şiire, şarkıya, destana geçireceksiniz…

Sinemasını, tiyatrosunu yapacaksınız…

Sanatla bütünleştireceksiniz.

Var mı bunlar? Yok!

Ya ne var? 

Bombalar, alçak uçuşlar, silahlar, ölümler, çığlıklar; envaiçeşit şiddet görüntüleri…

Hafıza bunları uzun süre tutmaz. Çünkü ürker. Silip kurtulmak ister. 

Olguyu hafızada tutacak olan “kültür”dür: O da edebiyatla, şiirle, felsefe ile oluşur.

15 Temmuz’un gerçek mahiyetini idrak eden çok fazla insan olmadığını düşünüyorum…

“Darbe” deyip geçiyoruz, ama 15 Temmuz bir “darbe” değil!.. 

27 Mayıs 1960’dan, 27 Nisan 2007’ye kadar envaiçeşit darbe görmüş ve yaşamış biri olarak söylüyorum ki, 15 Temmuz bir “darbe” değil…

Düşünün ki, her “darbe” bir süre sonra tavsadı. Seçimler yapıldı. İktidar seçimi kazanan partiye devredildi.

15 Temmuz başarılı olsaydı, böyle bir şey mümkün değildi. Vatanımız çalınacaktı. Satılacaktı. İşgal edilecekti. Türkiye’yi artık Türkler yönetmeyecekti. Komşular, akrabalar bir birlerine girecekti. Yağma olayları yaşanacaktı. Hayal edemeyeceğimiz kadar korkunç şeyler olacaktı.

İşte bu yüzden her anlatım eksik kalıyor.

Tek çare var: Felsefesini yapmak: Şiire, romana, hikâyeye, kısacası edebiyata aktarmak…

15 Temmuz’u sanat ve kültür diliyle geleceğe aktarmak…

Bunu yapabilirsek, ne âlâ, yapamazsak gelecek nesiller 15 Temmuz faciasını bir eski zaman hikâyesi olarak hatırlayacaklar! 

Bize de bunun vebalini üstlenmek kalacak!

Google+ WhatsApp