14 Mayıs bayram olsun!

14 Mayıs bayram olsun!


Bugün aslında “Demokrasi ve Vatandaş Bayramı” olmalıdır.

Çünkü Türkiye’de gerçekleşen en büyük, en köklü, en derin değişimin tarihi 14 Mayıs 1950’dir.  

Bunun bir gün sonrası bayram olmalıdır.

Millet, bundan 70 sene önce, ilk kez “seçme hakkı”nı CHP’den almış, sandık başına gitmiş ve ilk kez özgür iradesiyle oy kullanıp zulmü, baskıyı, tahakkümü, şiddeti, adaletsizliği, inançsızlığı devirmiştir!

Cumhuriyet kurulduğundan beri ilk kez millet kendi iktidarını kurmuş ve iktidar koltuğuna kendisi oturmuştur. 

Devirdiği parti de (daha doğru bir tanımlamayla, ideoloji) bir daha iktidar olamamıştır. Darbelerle şaşırtmaca verilmesine, din kisvesi altında içine fitne sokulmasına rağmen bu büyük millet çizgisini bozmamış, kıblesini şaşırmamış, büyük ölçüde istikametini muhafaza ederek kıble yürüyüşünü sürdürmüştür.

İşte bunun için diyorum ki, bugün “Demokrasi ve Vatandaş Bayramı”dır.

Bu tarihten önce “vatandaş” değil, ders kitapları ve okullar vasıtasıyla tek parti iktidarına “militan” ve “muhbir” yetiştiriliyordu. 

Militanların:

Seküler olmaları,

Şeflik sistemine ve sistemin başındaki şeflere yürekten bağlı bulunmaları,

Din-iman kavramlarıyla ilişki kurmamaları,

Partiden gelecek emirleri tartışmasız uygulamaları,

Vatandaşları “potansiyel suçlu” saymaları,

Vatandaşları korkutmaları şarttı.

14 Mayıs 1950’de yapılan ilk özgür seçimi kazanan Demokrat Parti gençleri aylak, yetişkinleri yarım yamalak, körü körüne Batı hayranı, camileri ezansız, ramazanları Kur’an’sız, insanları aç-bîilâç bir Türkiye devraldı…

Türkiye mânevi dünyasını yitirmişti: O kadar ki, köylerde cenaze kaldıracak imam yoktu. Bu gerçeği 7. CHP kurultayında onlardan biri (Hamdullah Suphi Tanrıöver) itiraf ediyor:

“Muhterem arkadaşlarımızdan bazıları köylerin imama ihtiyacı olduğunu söyledi. Arkadaşlar; en yakın misalini arz edeyim; bu, Büyük Millet Meclisinde de mevzuubahis oldu, bu münakaşadan sonra dışarıya çıktığım zaman altı tane Meclis Hademesi yanıma geldi, gözleri yaşlı olarak şunları söyledi: ‘Vallahi, billahi, altı köyümüzde bir tek imam kaldı. Ölülere nöbet bekletiyoruz. Ondan kalkıp bu köye geliyor ve boyuna köy değiştiriyor. Eğer, bize imam ve hatip vermezseniz ölülerimizi köpek leşi gibi toprağa gömeceğiz.’”

Başka bir çarpıcı örnek:

“Yıl 1930… İstanbul Müftüsü, Fehmi Ülgener Hoca, muavini de Ömer Nasuhi Bilmen… İşte bugünlerin birinde müftü efendi evine gelir, sedirin üzerine yığılıp kalır. Bitkin ve ölgündür. Hanımı telaşlanır, merak eder, niçin böyle bitkin olduğunu ısrarla sorar. Ne kadar gizlemek istese de muvaffak olamaz Fehmi Hoca. İçinin sıkıntısını, yüreğini kavuran yangını şöyle anlatır hayat arkadaşına: ‘Bugün Süleymaniye Camii’ne mahalle bekçisini imam tayin ettim.’” (Geçmişten Geleceğe Işıklar, İbrahim Refik, Albatros Yayınları)…

Marmaris Müftüsü, 14 Kânunuevvel 926 tarihlimektubunda Muğla Müftüsü’ne şunları yazıyor: 

“Fi 11 Kânunuevvel 1926 tarih ve 10 numaralı tahrirat-ı âliyleriyle mübelliğ ve diyânet riyasetinin tebligatına nazaran câmilerde cemaatin cümlesi şapka ile kılmak sûretiyle muhafaza-i yeknesakî temin edilmesi lüzumu anlaşılıyor”. 

Anlayan anlamıştır… Gelelim sonraki yıllara. İşte size bir hükümet tebliği: 

“İstanbul’da Maarif Kütüphanesi tarafından yayınlanan “Tam Mevlidi Şerif”, “54 Farzlı Büyük ve Tam Namaz Hocası” adlı kitapların dağıtılmasının meni ve mevcutlarının toplattırılması…”

Ve yıl 1943. Mehmed Âkif’in arkadaşlarından rahmetli Eşref Edip Fergan, “Sebilürreşad” isimli bir dergi çıkarıyor ve Peygamber Efendimiz’in hayatını dergide yayınlayacağını duyuruyor.

Bunun üzerine Ankara hemen harekete geçiyor ve “T.C Dâhiliye Vekâleti Matbuat Umum Müdürlüğü”nden Eşref Edip beye şöyle bir “ihtar” geliyor: 

“Hülâsa: Hazreti Muhammed’e dair. Sayı: 653, Ankara, 17 Mayıs 1943…

Biz her ne şekil ve suretle olursa olsun memleket dahilinde dinî neşriyat yapılarak dinî bir atmosfer yaratılmasına ve gençlik için dinî bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz.

Zatı âlilerinin herkesçe müsellem olan ilim ve faziletinize hürmetkârız ancak günün bu kabil neşriyata tahammülü olmadığını siz de takdir edersiniz.

Bilvesile saygılarımı tekrarlarım efendim.

Matbuat Umum Müdürü Vedat Nedim (Sebilürreşad, c.7, sayı: 155, sayfa: 96, Temmuz 1953)”.

Tabii bu arada başka yayınlar da var. Meselâ bir kitabın ismi şöyle: “Kemalizm Türk’ün dinidir” (Cumhuriyet Basımevi. İstanbul 1944).

Neden “14 Mayıs bayram olsun” dediğimi anladınız mı? 

Google+ WhatsApp