10, 9, 8..

10, 9, 8..


10, 9, 8..

 

Yeni sene kutlamalarının herhangi bir dînî mânâsı kalmış olduğunu zannetmiyorum. “Yeni sene “ ye giriş, en başta Hristiyân âleminde Hz.İsâ’nın yaşgünü olarak kutlanmıyor. Bu tarz kutlama yapan ve 26 Aralık’tan başlayarak kiliseye kapanıp, Z Kuşağı’nın çocuklarının suratlarını bıkkınlıkla ekşiten ve onlara “OK boomer” dedirten birileri herhâlde hâlâ vardır. Yeni seneyi dînî hassasiyetler güderek karşılamanın en fazla “Mesih” olmak iddiasındaki Hasan Mezarcı’nın yaşgününü kutlamak gibi komik bir karşılığı olabilir. Bu sebeple “mütedeyyinlerin” yeni yılı kutlamak isteyen vatandaşlara, sanki bu kutlama derin Hristiyan hislerle yapılıyormuş gibi kızıp karşı çıkmalarını anlamakta zorlanırım. Mesele teolojik değil.. En başta Hristiyân âlemi için değil ki; Türkler için bu mânâyı taşıyor olsun .. Onun için ağır âbi Müslümânların tepkileri de fazla bir mânâ taşımıyor. Onların homurdanmaları olsa olsa kutlamalardaki rol dağılımına karşılık geliyor. Unutmayalım, alaya alınmış bir obskürantizm, komedyanın aslî unsurlarından birisidir.

Meselenin “kutlatanlar” açısından “ekonomik” çıkarlar; “kutlayanlar” açısından ise “sosyolojik”, “psişik” ve “kültürel” ihtiyaçlarla alâkalı olduğunu düşünüyorum. Kanâatimce en büyük giz, ne pahalı eğlencelerde veyâ seyâhatlerde yatıyor. Giz; nihâî kertede “10” dan geriye doğru yapılan “toplu geri sayım”da . Epeydir, üzerinde giden senenin yazılı olduğu sünnet çocuklarının kuşaklarına benzer bir kuşak taşıyan saçı dökülmüş, sakalları uzamış yaşlı bir adamın uğurlandığı ve yine göğsünde yeni senenin yazılı olduğu bir kuşak taşıyan gürbüz bir bebeğin karşılandığı tasvirî resimlere rastlamıyorum. Zâten bunlar, vaziyeti, zamânın acımasızlığına ahlanan, genizleri nemlenen yaşlıların gözüyle gören, ucuz ve sakil bir tasvirlerdi.. Tüketim toplumuna erişinceye kadar bu simgelerle idâre ettik. Ama artık bu tarz simgeler “vintage” … Eğer toplu geri sayımlı o “seküler zikir“ yapılmazsa yılbaşı kutlamalarının mânâsı kalacağını sanmıyorum.. Bütün mesele , o son 10 sâniyenin toplu ve haykırışlı bir telâffuzla “ezilmesi”nden ibârettir…

“Ezme duygusu”, tüketim dünyâsının örtük sadizmini ifâde eder. Tüketmenin hazzı ezmekten geçiyor. Ezmek, eğer ezilen canlı ise elbette acı verir. Ama, tüketim olgusunda bu dolayımlanır ve canlıdan cansıza döner. Ezilen nesne olduğu için can yakmaz. Bundan daha mühim olan ezenin, içindeki acıları çıkarmasıdır. “Acı çıkarmak”, “günâh çıkarmanın” yerini almıştır modern toplumda. Acı çıkarmak, şiddet yüklü, intikamcı ; yakıcı ve yıkıcı bir eylemdir. Ama bunun, canlıdan cansıza, nesneye evrilmesi süreci mâsum kılar. Bir misâl vereyim: Teneke bir muhafaza içindeki kolayı tüketmenin, reklamlardaki temsili üzerinden nasıl câzip hâle getirildiğini düşünelim. Kızgın güneş, susuzluk, maço veya alabildiğine dişi bir figür, döke saça (özgürlük) kana kana içmek eylemi ve mârifetli bir el hareketiyle tenekenin “ezilip” atılması. O an avucumuzda sâdece içi boş teneke parçası yoktur. Bizi ezen ne varsa o an tenekede tecessüm etmiş, avucumuza düşmüştür. Dem o demdir. Fırsat kaçırılmamalı, ezenler ezilmelidir. Kolayı içmek bile bunun bahanesidir. Kola, o ana kadar ezilen bize ezmenin fırsatını ve ayrıcalığını verir. Hâdisenin sanal olması hiç mühim değildir. Duygular saftır. Reellik istemez. Sanalla yetinir..

Medeniyetler zamanın akışını belirginleştirdi. Medeniyet öncesinin belki de yegâne avantajı zamânın farkında olmamaktı. Hatırlıyorum; Melih Cevdet, Anadolu’nun ücrâlarında bir köyü gezerken rastladığı yaşlı kadına kaç yaşında olduğunu sormuş ve kadının mütebessim bir şekilde “bilmiyorum” cevâbını yapıştırmasına şaşırmış kalmıştı. Bu aynı zamanda derin bir öykünmedir de. Çünkü yaşını bilmeyenin ölüm korkusu da olabilemez. Evet bu korku dâima bizledir. Ama belirsizlik korkuyu hafifletir. Yaşını ve istatistikî olarak ortalama ömür sürelerini toplamalar ve çıkarmalar üzerinden hesaplayabilen “medenî “ insan korkar ölümden. Zirâ ölüme ne kadar yaklaştığını, yaşını bilmeyenden daha fazla bilir. Zamanın akışı onu ezer. Bu akış karşısında çâresizdir.

Toplu geri sayım tıpkı kolanın teneke muhafazasını ezmek kabilinden zamânı ezmektir.. Bu fırsat bir kere ele geçer: Koca bir senenin son 10 sâniyesinde. Hâdise, bize 365 gün beklediğimizi vermeyen, hayâl kırıklığı doğuran o “uğursuz” “eski” senenin, son 10 saniyesinde enselenmesi ve ezilmesidir. Bizi oyuna getiren, 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 sâniyelik zamânın son 10 sâniyesinde oyuna getirilmesi hissi. Bizi oyuna getiren zamanı oyuna getirmek …10 sâniyelik bu âyini müthiş bir hınç duygusu yönetir. Orijinin bir çeşididir yaşanan aslında.. Ritmik, akortlu bir geri sayım. Toplu orgazmik bir patlama ve ardından gelen “catharsis” hissi.. Hâsılı yaşananın “hakikî Hristiyanlık’la”, Hz. İsâ ile bir alâkası yok..Düpedüz paganlıktır yaşanan.. Sonrası mı? Çocuksuluk ve komik bir döngü.. Haydi hazırlanan hazırlansın… Başlıyoruz: 10, 9, 8….

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp