“... padişah yapmışlar, önce babasını asmış!”

“... padişah yapmışlar, önce babasını asmış!”


“... padişah yapmışlar, önce babasını asmış!”

 

 

Toplumumuzda sıkça kullanılan bir söz var..

O gruba bağlı kardeşlerimiz incinmesin diye..

O kısmını nokta nokta ile geçiyorum..

“... padişah yapmışlar, önce babasını asmış!” diye..

Hiçbir kavmi, etnik grubu tahkir etmek için değildir bu söz..

En azından, benim öyle bir amacım kesinlikle yok..

Bu atasözümüzün anlamı şudur:

İçimizden herhangi bir kişi.. Kim olursa olsun.. Haketmediği bir makama gelmesi halinde, haddini aşmaya meyledebilir.. 

İnsanlar, kısa sürede, alın teri dökmeden kolaycacık geldikleri makamlarda, hayal kırıklığına sebebiyet verecek şekilde absürt uygulamalara imza atabilirler..

Bir başka açıdan da yorumlarsak..

Kolay elde edilen başarılarda, insanlar çabuk şımarırlar..

Nereye geleceğim?

Muharrem İnce’ye..

Cumhurbaşkanlığı seçiminde, % 30.6 oy aldı ya..

Zafer sarhoşu oldu..

Aslında ortada bir zafer falan yok..

Muharrem İnce, % 30,6 oy almış..

Yani rakibi Tayyip Erdoğan’dan % 22 oranında eksik oy almış.

Seçmen sayısı olarak söylersek..

Birisi 25 milyon, diğeri ise sadece 15 milyon oy alabilmiş.

Yani arada 10 milyon fark var..

Ama rakibinden 10 milyon az oy alan adam, hemen havaya girmiş.. Asma işlemlerine babasından başlamış..

Olmalı ki..

Kendisini Cumhurbaşkanlığına CHP’nin adayı olarak gösteren genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nu indirme ile icraatlarına başlamayı kafaya koşmuş..

“Ben vefalı bir insanım.. Kendisi ile genel başkanlık yarışına giren rakibini cumhurbaşkanlığına aday gösteren fedakar bir kişiye ihanet edemem” diyen Muharrem İnce..

Birazcık şişinince..

Birazcık doldurulunca..

Hemen etrafındakileri asmaya başladı..

“Küçük dağları ben yarattım” kibirini göstermeye başladı..

İfadeye bakın:

“Kılıçdaroğlu’ndan bana teklif gelmedi ama benden ona bir teklif gitti” ile başlıyor..

Yol haritasını tek tek, dikte ediyor..

1) “Yarış içinde olmayacağım.”

Yani.. Emri veriyor, diktatör heveslisi: “Kurultaya sen gideceksin!”

2) “İsterse, olağanüstü kurultayı kendisi toplayarak benim genel başkan olabileceğimi..” ifadesi ile, kendisinin genel başkanlık koltuğuna oturmasının da talimatını veriyor..

“Kurultaya gidelim, delegeler kimi seçerse, o genel başkan olsun” falan yok..

Direkt, emri veriyor beyefendi..

“Kurultayı topla, ben genel başkan olayım.”

3) “Kendisine onursal başkanlık teklif ettim.”

Beyefendi sadece kedisine değil.. Başkalarına da biçilecek rolleri belirliyor.. Daha kendisinin partide herhangi bir yetkisi bile yok.. Ama olsun.. Tek başına kararı veriyor ve bir çırpıda Kemal Kılıçdaroğlu’nu “onursal genel başkan” yapıveriyor..

4) “Kendisi grup başkanı olarak parlamentodaki çalışmaları yürüteceğini”ifadesi ile, onursal genel başkanlık şeklindeki soyut makamın yanı sıra, “grup başkanlığı” somut makamını da yine kendi kendisine belirleyip, Kemal Kılıçdaroğlu’na sunuyor.. 

“Parti grubu toplanır, sizi seçmesi için ben de destekçi olurum” falan yok..

Direkt işi bitiriyor, diktatör yolunda tam gaz yürüyen İnce: “Sizi grup başkanı yaparım.”

5) “Ben imza toplamayacağım, ama hayır derse, örgüt kendisi çözecektir bu işi” diyerek.. İşlerin ters gitmesi halinde de, bu sefer delegelere talimatını veriyor.. İdam sehpasına yolladığı, sadece genel başkanı değil.. Aynı zamanda delegeleri de tahakkümü altına almanın kıvılcımını çakmış diktatör heveslisi..

Ancak bir delegelere tehdit savururken, bir eksiklik var..

Delege bu talimatı dinlemezse, ne yapacağını şimdilik açıklamıyor, diktatör İnce! (Ben söyleyeyim.. DSP dahil, alternatif olarak, farklı bir siyasi partinin genel başkanlığına geçmek!)

Şimdi söyler misiniz?

Kurultayın mevcut başkanın isteği ile toplanmasını..

Kendisinin partinin genel başkanlığa seçilmesini..

Mevcut genel başkanın, bundan sonra grup başkanı olmasını..

Ona, “onursal genel başkan” ünvanı verilmesini..

Kendi başında kararlaştıran bir adam..

Diktatör heveslisi değil de, nedir?

Muharrem İnce’nin Kemal Kılıçdaroğlu ile arasındaki bu ilişki, onun despotluğunu gösteriyor..

Peki, diktatörlük tanımı için, başka bir delilimiz var mı?

Tonla..

Kendi siyasi çizgisindeki Fox Haber yorumcusu İsmail Küçükkaya’ya söylediklerini unutmadık..

Onu geçelim..

Yine kendisini ölümüne destekleyen Sözcü gazetesinin vazgeçilmez yazarı Yılmaz Özdil’e söyledikleri?

Ne bir eksik, ne bir fazla.. Tamı tamamına şöyle: “Şerefsizoğlu şerefsiz!”

Yılmaz Özdil’e “Şerefsizoğlu şerefsiz” dedikten sonra..

Akit’e neler söyleyebileceğini tahmin edebilirsiniz artık, bu diktatör heveslisinin..

Seçim öncesinde, Ankara’da gazete temsilcileri ile yaptığı toplantıda soruluyor: “Akit’in temsilcisi niye yok?”

“İktidarın avukatlığını yapan gazeteyi niye çağırayım ki?”

Kafa bu işte!

Kendisine muhalif gördüğünü..

Hiç çağırmıyor..

Kendi yanındaki gazetecileri ise..

İlk fırsatta.. “Şerefsizoğlu şerefsiz” ilan ediyor..

Hem de..

Şerefsiz ilan ettiği “baba”nın cenazesine de katılmış olduğu halde!

Tüm bunlardan sonra.. Muharrem İnce’nin, 5-6 ay kadar önce, TBMM lojmanlarında kalacak koruması için ek yazı isteyen devlet görevlisine ettiği küfürleri alıntılayalım mı?

Gerek olmadığı kanaatindeyim..

Merak edenler, ses kaydını,  www.yeniakit.com.tr’den dinlesinler..

Rakibinin neredeyse yarı oranında oy alıp, başımıza diktatör kesilmeye kalkan bu adamı tanısınlar!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp