İslâm’dan Başka Bir Din Arama!

İslâm’dan Başka Bir Din Arama!

“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Âl-i İmrân: 85) Din; Yüce Allah’ın, kullarının kendisi vasıtası ile hakka ulaşmaları için peygamberleri aracılığı ile akıl sahibi

İslâm’dan Başka Bir Din Arama!

 


“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Âl-i İmrân: 85)
Din; Yüce Allah’ın, kullarının kendisi vasıtası ile hakka ulaşmaları için peygamberleri aracılığı ile akıl sahibi insanlara tebliğ ettiği, onları dünya ve âhiret mutluluğuna kavuşturan sistem, Allah’ın koyduğu hükümler anlamındadır.Bu anlamıyla din, hem inanç konularını hem de amelî konuları kapsamaktadır.
Din, Allah tarafından insanların faydasına konulmuştur. Allah tarafından konulmamış bir din kabul edilmez. Din, insanı dünya ve âhirette kurtuluşa götürür dolayısıyla bunu gerçekleştiremeyen din, Allah’ın kulları için öngördüğü din olamaz. Yalnız dünyaya yönelik tez ve düzenlere sözlük manası itibarıyla “din” demek mümkündür. Ancak, bunların âhireti hesaba katmamaları, yani laikliği veya materyalizmi esas almaları daha ilk adımda Allah’ın dininden uzaklaşmalarını kaçınılmaz kılmaktadır.                      

Dünyayı tümüyle hesaba katmayan sadece rûhânî ve dar ibadet kalıplarını aşmayan “ruhbanlık” türü yaklaşımlar da “hak din” olamaz.
İslâm; yalnız dava, yalnız dirayet, yalnız dille ifade edilen söz, yalnız kalpte cereyan eden tasavvur, yalnız şahısların namazda, hacda, oruçta eda ettikleri vecibelerden ibaret değildir. İslâm, teslimiyettir, itaat ve tabiiyettir, Allah’ın Kitab’ının kullarının hayatına hâkim olmasıdır. Bugün “biz Müslümanız” deyip de Allah’ın Kitab’ı ile hükmetmeye çağırıldıkları zaman ondan yüz çevirip arkalarını dönenler de ehl-i kitab’a benzemektedirler. Zira onlar da dini insanların günlük hayatına, ekonomik, sasyal, hatta âilevî ilişkilerine sokmayı lüzumsuz sayarlar. Bunlar, ileri sürdükleri bu iddialar ile birlikte Müslüman olduklarını söylemekten de geri kalmazlar. Hiçbir dînî esasa dayanmayan bu gaflet ile ehl-i kitab’ın ileri sürdüğü zan ve iddiaların farkı yoktur. Her iki grup da dînî esaslardan sıyrılmakta farksızdırlar. Halbuki bu dinin bir takım ayırıcı özellikleri vardır ki, onlar olmayınca din de olmaz: Allah’ın şeriatına itaat, Allah’ın Rasûl’üne uymak, Kitabullah’ın ahkâmına teslimiyet. İşte tevhid akîdesinin gerçeği bunlardır.  
Hutbemin başında okuduğum âyet-i kerîmedeki İslâm’dan maksat; en son gönderilen, dünya ve âhiret için gereken esasları bildiren, yani hem ibadetlerin hem sosyal hayatın gereken prensiplerini gösteren sosyal ve evrensel ilâhî bir din ve ilâhî bir hukuk sistemidir. Mahiyeti bozulmuş veya insan ürünü değildir.                            

Hıristiyanların dinlerinin icrâ yerini kilise yaptıkları gibi, İslâm, yalnız camide icrâ edilecek merasim dini de değildir. Buna rağmen bundan başka bir din aranması Allahu Teâlâ yanında geçersizdir. Ancak Allah’ın dinini beğenmeyenler kendilerine uygun gelen bir sınıf (grup ve millet) dini icad etmeye veya İslâm’ı kendilerine uydurmaya çalışırlar; Müslüman ancak İslâm’a göre Müslüman olur. Bundan dolayı Müslümanlar başka bir din/sistem, ideoloji aramaya yönelmezler. Aksi halde Allah’ın onaylamadığı, reddettiği bir şeyi onaylamış ve onu beğenmiş olurlar.
İnsanlık, dini tanımadığını ileri sürerken bile “bir düzene uymak” anlamında bir din’e mensuptur. Modern insan da dine karşı çıkarken kendisi gibi yaratıkların ortaya koymuş olduğu, fakat hiçbir şekilde ona aradığı mutluluğu sağlayamayan insanların kurdukları düzenlere, yani “din”lere bağlanmakta, boyun eğmektedir. Çağdaş dünya dininin ilahları Muhammed Esed’in ifade ettiği gibi sermaye patronları, bankerler, sanayiciler, şarkıcılar, artistler, sporculardır... Mabetleri ise bankalar, fabrikalar, stadyumlardır... Kulları ise, her yere çevrilebilen, istenildiği gibi şartlandırılıp beyinleri yıkanabilen, istenilen şekilde yönlendirilebilen insan yığınlarıdır.
“Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır...” (Âl-i İmrân: 19)
“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Âl-i İmrân: 85)

İşaret ettiğimiz bu âyetlerden ve daha başkalarından da açıkça anlaşılmaktadır ki, İslâm’ın dışında başka dinler de vardır. Allah katında geçerli olan ve olmayan dinler vardır. İnanılıp uyulduğu takdirde kişiyi kurtuluşa erdiren din vardır, âhirette ziyana uğratacak dinler de vardır. Buna göre insanların benimsedikleri, inandıkları, düşünüş ve yaşayışlarını hemcinsleriyle ve çevrelerindeki eşya ile bu düşünüş ve inanışlara göre belirledikleri her bir düzen, sistem, ideoloji ve doktrin bir “din”dir. Buna “din” adının verilmesi ile verilmemesi arasında bir fark yoktur. Hatta Allah’a ya da bir veya birçok ilâha inanmaları ya da inanmamaları, bu inançlarını açıklamaları ya da açıklamamaları, bazı davranışlarına “ibadet” adını verip vermemeleri dahi durumu değiştirmez. Çünkü dinlerde aslolan bir “inanç düzeni” ile bu düzene göre şekillenen bir hayat anlayışı ya da dünya görüşü ve buna bağlı olarak bir “yaşayış düzeni”nin varlığıdır. Bunun sözkonusu olamayacağı hiçbir “hayat düzeni” bulunamayacağına göre, insanlık için bu manasıyla din dışında kalabilen bir hayat esasen düşünülemez demektir.
Görüldüğü gibi, Allah’ın dinine teslim olmak insanın önündeki tek çıkar yoldur. Bu dine teslim olmak hem insan fıtratının bir gereğidir hem de insanın çevresini saran kâinatla, hemcinsleriyle âhenk içerisinde yaşamasının da bir gereğidir. İnsan kâinatın bir yaratıcısı olduğunu bilmek noktasına gelip durmamalı, gerçek yaratıcının hüküm ve kanunlarına, düzen ve değerlerine de iman etmeli, tavizsiz bir şekilde bağlanabilmelidir. İşte o zaman insan bâtıl dinlerin çıkmazlarından, problemlerinden, şekvâlarından kurtulabilmek imkanını yakalayabilir. Bunun için insanoğlu huzur ve rahatını temin için Allah’ın nizamını bizzat yaşamaktan, hayatını onun nizamına uydurmaktan, toplum düzenini Allah nizamına tâbi kılmaktan başka bir tarafa yönelmemelidir. İnsan kendi başına bir nizam kuramaz, kurduğu takdirde mutlaka Allah’ın kâinâtta cârî olan kanunları ile çatışacaktır. O zaman insanoğlu ezilmeye mahkumdur. Bugün insanlık acı bir boşluğun azabı içinde kıvranıp duruyorsa bu, ruhlardan iman hakikatının silinmesinden ve insan hayatının Allah’ın nizamından mahrum kalmasındandır.
“De ki: Ortaklarınızdan hakkı gösterecek bir kimse var mıdır? De ki: Hakkı gösterecek Allah’tır. Acaba doğruya ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?” (Yunus: 35)

 


27.09.2019
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Google+ WhatsApp